Osmanlı’ya bakmak – İlber Ortaylı

Osmanliya bakmak

Türkiye’de tarihe ilgi duyan herkesin İlber Ortaylı okuduğu aşikardır. İlber Ortaylı’nın Halil İnalcık hoca gibi tarife de, anlatıma da gereksinimi yoktur. O yüzden bu yazıda sizlere kitabı tanıtmaktan çok hocanın değindiği bazı konular hakkında kendi yorumlarımı sıralamayı düşünüyorum. Öncelikle İnkilap yayın evinden çıkan bu kitabı çok zevkle okuduğumu belirtmek isterim. İlber Ortaylı’nın her kitabı gibi, Osmanlı’ya Bakmak – Osmanlı çağdaşlaşması kitabı da genel okuyucuya hitap eden, yorulmadan okuyabileceğiniz, sohbet tadında bir kitap. Bazı bölümleri tarihle daha iç içe olanlar, belki tarih bölümü öğrencileri için düşünülse de, genelde Türk okurunun kolayca anlayacağı şekilde kaleme alınmıştır. Kitapta gündemi de ilgilendiren, Türkiye’nin parlamento ve seçim geleneğine genişçe yer verilmiş.

Continue reading “Osmanlı’ya bakmak – İlber Ortaylı” »

Okunma sayısı:  2,066

Devamı

Körlük – José Saramago

korluk altbaslik

Bir gün trafikte yeşili beklerken kör olsanız. Hiçbir şey görmeseniz, derin bir beyazlığa bürünse dünyanız. Üstelik bu körlük durumu bulaşıcı olsa. Yani bildiğiniz soğuk algınlığı gibi. Çocuğu sevdiniz, o da kör, hanıma sarıldınız, o da kör. Ne çekilmez bir durum değil mi? Nobel edebiyat ödüllü Portekizli yazar José Saramago’nun “Körlük” romanı tam da bu konuyu işlemektedir. Kitabı bitirdikten sonra senaryosu bu romana dayanan 2008 yapımı bir film olduğunu öğrendim. Filmi izleyince, seneler önce Mario Puzo’nun Baba romanını okuduktan sonra kapıldığım duyguyu yine yaşadım. Filmin başarısına rağmen, kesinlikle ilk önce kitabını okuyun, roman filmden çok daha etkili olmuş.

Continue reading “Körlük – José Saramago” »

Okunma sayısı:  1,950

Devamı

Tanrı olmak güzel – Tibor Fischer

tanriolmakguzel

Öncelikle lafa şuradan başlayabilirim. Konumuzun dinle, diyanetle bir ilgisi bulunmamaktadır. Bazı insanlar vardır, hayattaki olasılık teorilerine meydan okurlar. Her 36 zar atışımızdan birinde düşeş atmayı bekleriz ya, bazı insanlar 360 kere denerler, bi düşeş bulduramazlar. Kahramanımız bu çeşit bir insan evladı. Olasılık teorisine geri dönersek, düşeşi 361. denemede tutturmayacağın ne malum? Kitabın konusu tam da bununla ilgili. Başkasının pasaportu ile, başkasının işlerini yapmak için Miami’ye yerleşip, orada her türlü pislik işe bulaşan bir avantüristin hikayesi.

Continue reading “Tanrı olmak güzel – Tibor Fischer” »

  1,392

Devamı

Deliduman – Emrah Serbes

deliduman

Son zamanlarda okuduğum en sıra dışı roman. Blogumuzda bu romanı hediye olarak da verdik. Okuma listemin başlarında bulunan bir kitaptı zaten. Sadece, yazları baş gösteren yoğun iş temposundan fırsat bulamamıştım diyelim. Bazı filmler olur, afiş ve fragmanına bakınca bir şeyler hayal edersiniz, filmi izleyince tamamen ayrı şey bu dersiniz ya. İşte öyle bir roman bu Deliduman. Bir çok kişi bu romanı gezi romanı olarak algılar, aslında içinde belli bir miktar gezi de bulunan, değişik problemleri olan bir ergen romanıdır. İnanın, insanın en stresli zamanı çocukluk ve ergenlik dönemidir. Emrah Serbes bu stresli zamana çok güzel ayna tutmuş Deliduman’da. Yalnız uzaktan değil, onlardan biri gibi. Roman ana kahramanın dilinden anlatıldığı için, o dönemi birebir yaşayabiliyorsunuz. Bu arada Gezi romanı değil dediysek, Gezi direnişini teğet geçmeyen, delip geçen bir hikaye. Yani bu roman, yazarının da dediği gibi “Hürriyeti için öksüren çocukların” romanıdır.

Continue reading “Deliduman – Emrah Serbes” »

  1,513

Devamı

Selman-ı Pak – Eren Erdem

Selmani Pak

İslam’da reform şart! Yalnız bu reform dini değiştirmek, yeni bir şeyler eklemek şeklinde değil, özüne dönmek şeklinde gerçekleşmelidir. Şekilci yaklaşım ikinci plana gerilemeli, dinin doğası olan ahlak ve erdem yüceltilmelidir. Bütün dinlerin tanzim ettiği ilişkiler bakımdan iki yönü vardır. Bunlardan ilki insanla Tanrı arasındaki ilişkiyi düzenler. Diğeri ise insanla toplum arasındaki ilişkiler ağını hizaya sokar. Bugünkü yazımın konusu gereği insanla Tanrı arasındaki ilişkilere değinmeyeceğim. Esasında bu konuda yazmanın da pek bir anlamı yoktur. Nitekim bu işin kuralları sıkı sıkı belirtilmiştir. İnsanla Tanrı arasında bir bağ vardır, inananlar bu bağı kullanarak Tanrı ile konuşurlar. Bu konuşma şekline dua deriz. Dua da şekilcilikten sıyrılmalı, belli kimselerin tekelinden kurtarılmalıdır. Bana göre, kalıplaşmış, anlamını bilmediğin kelimeleri peş peşe, hızlı hızlı sıralamak yerine, kendi ana dilinde kalbinin derinliklerinden dökülen istek, rica, yakarışları kendi içine haykırman daha makbuldur. ( Tabi ki, bu konuda fetva merci değilim, sadece bana doğru gelen fikirlerimi paylaşıyorum. )

Continue reading “Selman-ı Pak – Eren Erdem” »

  1,128

Devamı