Osmanlı’ya bakmak – İlber Ortaylı

Osmanliya bakmak

Türkiye’de tarihe ilgi duyan herkesin İlber Ortaylı okuduğu aşikardır. İlber Ortaylı’nın Halil İnalcık hoca gibi tarife de, anlatıma da gereksinimi yoktur. O yüzden bu yazıda sizlere kitabı tanıtmaktan çok hocanın değindiği bazı konular hakkında kendi yorumlarımı sıralamayı düşünüyorum. Öncelikle İnkilap yayın evinden çıkan bu kitabı çok zevkle okuduğumu belirtmek isterim. İlber Ortaylı’nın her kitabı gibi, Osmanlı’ya Bakmak – Osmanlı çağdaşlaşması kitabı da genel okuyucuya hitap eden, yorulmadan okuyabileceğiniz, sohbet tadında bir kitap. Bazı bölümleri tarihle daha iç içe olanlar, belki tarih bölümü öğrencileri için düşünülse de, genelde Türk okurunun kolayca anlayacağı şekilde kaleme alınmıştır. Kitapta gündemi de ilgilendiren, Türkiye’nin parlamento ve seçim geleneğine genişçe yer verilmiş.

Continue reading “Osmanlı’ya bakmak – İlber Ortaylı” »

Okunma sayısı:  2,065

Devamı

Mülksüzler – Ursula K.Le Guin

Ursula K. Le Guin_1974_The Dispossessed

Bugün sizlere ismi Dostoyevski’nin Ecinniler baş yapıtına nezire olarak seçilmiş, yirminci yüzyılın kült romanlarından biri “Mülksüzler” ütopyasını anlatmaya çalışacağım. Öncelikle şu isim konusuna bir açıklık getirelim. Dostoyevski’nin Türkçeye “Ecinniler” olarak tercüme edilmiş romanı İngilizce uzun süre “The Possessed” ismiyle basılmıştır. Bu sözcük daha çok sahip olunmuşlar, ele geçirilmişler olarak tercüme edilebilir. Ursula Le Guin’in romanı için seçtiği Mülksüzler, orijinal adı ile “The Dispossessed” ismi bu anlamda “The Possessed” ismine cevap niteliği de taşımaktadır. Bir cümle ile özetlemek gerekirse, roman çok akıcı, karakterler oturmuş, hikaye çok sağlam, kurgu neredeyse eksiksiz.

Continue reading “Mülksüzler – Ursula K.Le Guin” »

Okunma sayısı:  1,767

Devamı

Freud’un metresi – Karen Mack, Jennifer Kaufman

Freudun metresi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

En genel tabiriyle roman, doksanlı yıllarda çekilmiş, çok davetkar isimleri olan, fakat izleyince seyircisine hiçbir duygu aktarımında bulunamayan “şehvetli” Türk filmleri gibi olmuş. Her sayfayı çevirdiğinizde yeni bir kurgu olacakmış gibi bekliyorsunuz, fakat yeni, orijinal bir hikaye yok. Kitabın çok kısa özeti ablasının kocasına aşık olan kadının dramı. Bence Freud ismi benim gibi 19. yüzyıl bilim adamlarına ilgisi olan okurları çekebilmek için yem olarak kullanılmıştır. Buna biraz da yazarların anti-semitizmi sıcak tutma çabalarını da ekleyebiliriz. Onun dışında Türkiye’de yayınlanan sabah programlarında çok daha karmaşık ilişkilere şahit olabilirsiniz.

Continue reading “Freud’un metresi – Karen Mack, Jennifer Kaufman” »

  1,256

Devamı

Bilim ve Yanılgı – Taha Akyol

Bilim ve yanilgi Taha Akyol

Taha Akyol’un yayınladığı “Bilim ve Yanılgı” isimli araştırmayı sabırla okudum. Taha Bey’in bundan önce de kitaplarını okumuş, Hürriyet’teki köşesini takip etmiş biri olarak çok şaşırdım. Araştırmanın ismi Bilim ve Yanılgı olarak seçilmişse de, genelde metot olarak bilimsellikten uzak buldum. Şöyle ki, bilimin işe gelir tarafları alınmış, istenmeyen, bizim tezlerimizi çürüten tarafları ise sümen altı edilmiştir. Bilim ve  yanılgı, epistemolojiden çok siyasal sistemler üzerine kafa yormaya yarayan bir çalışma olmuş. Özellikle faşist ve komünist totaliter rejimler hedef alınmış, devrimlere karşı çıkılmış, toplum mühendisliği yerilmiştir. Yalnız günümüzde ne faşist yayılmacı devlet, ne de elit azınlığın yönettiği komünist devlet tehlike olarak algılanmamaktadır. Bu iki durum daha çok sönmüş volkan kadar tehlikeli olup, tarihçilerin ve uluslararası ilişkiler uzmanlarının ilgi alanına girmektedir. Günümüzde gittikçe güç kazanan İslami totaliter rejimlere ( İran Ayetullah Rejimi, IŞİD gibi ) eleştiri getirilmemektedir.

 

Yazının bundan sonraki bölümlerinde kitapta dikkatimi çeken, genelde yanlış bulduğum tespitleri incelemeye çalışacağım.

Continue reading “Bilim ve Yanılgı – Taha Akyol” »

  3,541

Devamı

Körlük – José Saramago

korluk altbaslik

Bir gün trafikte yeşili beklerken kör olsanız. Hiçbir şey görmeseniz, derin bir beyazlığa bürünse dünyanız. Üstelik bu körlük durumu bulaşıcı olsa. Yani bildiğiniz soğuk algınlığı gibi. Çocuğu sevdiniz, o da kör, hanıma sarıldınız, o da kör. Ne çekilmez bir durum değil mi? Nobel edebiyat ödüllü Portekizli yazar José Saramago’nun “Körlük” romanı tam da bu konuyu işlemektedir. Kitabı bitirdikten sonra senaryosu bu romana dayanan 2008 yapımı bir film olduğunu öğrendim. Filmi izleyince, seneler önce Mario Puzo’nun Baba romanını okuduktan sonra kapıldığım duyguyu yine yaşadım. Filmin başarısına rağmen, kesinlikle ilk önce kitabını okuyun, roman filmden çok daha etkili olmuş.

Continue reading “Körlük – José Saramago” »

Okunma sayısı:  1,950

Devamı