Çözüm önerisi

watermarked-IMG_0112

Aslında herkes farkındadır ne kadar kötü bir zamanda yaşadığımızın. Bir tarafta gırtlağımıza yapışmış terör, bir tarafta çevre duyarsızlığı, nepotizm, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, tecavüzler. Toplumun genel eğitim düzeyinin istenen seviyeye gelememişken, her geçen gün bir basamak geri gitmesi. Sadece son yıllarda üniversiteye giriş sınavındaki ortalama başarımıza bakmak bir çok şeyi açıklıyor. Komşumuzda süren insanlık dramının getirdikleri de bu kanayan yaramıza tüy dikecek. Daha Almanya’daki stadyumlara asılmış Türkçe “mangal yapmayınız” uyarı levhalarının hatırası tazeyken biz dil bilmeyen, görgü tanımayan, kültür kelimesi ile zıt bir toplulukla aynı mahallede yaşamak zorunda bırakıldık. Yollar dilenci, sokaklar karın tokluğuna çalışmaya hazır, Türkçe konuşamayan, kullanılmış çocuk bezini sokağa bırakacak kadar kültür yoksunu insanlarla doldu. Kendi ülkesindeki savaşı bırakıp gelmenin yıkık psikolojisi ile ezilmiş insanların yarasını sarmaya çalışacağız. Yazmakla tükenmez, ama bir çok problemimiz var ve hepsinin ana kaynağı cehaletimiz.

Eğitim ve ahlak güme gidince yerini kulaktan dolma bilgi ve dedikodu alır. Artık çok şey bilmek, bilgin olmak alay konusu olur. Eskiden bir lisan-bir insan olan etiket yerini monşer’liğe bırakır. Cehalet hakim olunca, hasta yakını doktoru döver, taksici bıçakla müşteri kovalar, din adamı da parayla ahirette yanmayan kefen satar. Bu yerini Dunning-Kruger Sendromuna bırakır. Ardından etik değerler aşınır ve her türlü tartışma zemini ortadan kalkar, düşündüklerini savunmak anlamsızlaşır. Peşinden yoksulluk gelir. Sonra da insan onurunu para ve menfaat için satma durumu. Malesef bu anlattıklarım bize çok uzak olan şeyler değil artık. PSV taraftarlarının Suriye’lilere para atıp eğlenmesini aşağılık bir hareket, barbarlık olarak görüyoruz ya. Siyasilerin gittikleri kasabalarda oyuncak niyetine satranç dağıtınca, piyonun nasıl yürüdüğünü bilmeyen ahalinin bir birini nasıl ezdiğine bakın bir de. Abartmıyorum, çıkın meydana, bedava çiklet dağıtın da manzarayı görün.

Toplumsal ahlakımız çöktü, kadın cinayetleri, tecavüzler sıradanlaştı. Artık tecavüzün haber olması için, kundaktaki bebenin dayısına tecavüz etmesi lazım. Her türlüsünü gördük, hepsine alıştık. Artık eskisi gibi insanların midesi kalkmıyor, hangi kurumda, kim daha çok kişiye tecavüz etmiş diye tartışıyor münevverlerimiz. Toplum parçalandı, kamplara ayrıştı. Artık insanlar kendileri gibi düşünmeyenlerin görüşlerini eleştirmiyor, insanlar kendileri gibi düşünmeyenlerden nefret ediyorlar. Ötekileştirildik. O kadar kötü bir zamana denk geldik ki, hayatın her alanında daha önceden alışmadığımız bayağılıkları yaşıyoruz. Hukuk, insan hakları, basın özgürlüğü, askeriye, hariciye, eğitim, sağlık ve buradan Ankara’ya kadar uzayabilecek listenin uzunu.

Peki biz bu kısa sürede bu duruma nasıl geldik? Şu an içinde bulunduğumuz durum kamil insanla, cahil insanın savaşıdır. Ehriman’la, Hürmüz’ün savaşıdır. Artık iyiler hep kazanır mavralarına inanmayın, şimdi iyiler azınlıkta ve bu gidişle kaybedecekler. Yeni Çağ aydınlanmasını yakalayamazsak kamil insanı kaybedeceğiz. Ya boyunları vurulacak, ya da esir alıp bağlanacaklar, fidye karşılığında salıverilmek üzere.

Bugün patlayan bombadan sağ kurtulmuş öğrenciyi taksici arabasına almıyor, üstü başı paramparça diye . Biz de televizyondan izliyoruz, izin verildiği ölçüde, kalbimiz paramparça. Bakın, bu Soma‘da sedyeyi kirletmek istemeyen madenzede psikolojisinin nedenidir. Bugün Umut Bulut’un babası terör saldırısı sonucu hayatını kaybedince, cahilin teki “zaten gol atamıyordu, babası bunun kahrından öldü de, kurtuldu” yazabiliyor. Arkasında tonla retweet ve like almanın itici gücü. Sen şimdi kalk “yazık oldu adamcağıza” diye yaz, bakalım kaç beğeni alırsın? Çünkü azınlığız bu cemiyette.

Ben bu sorunu çözmenin kendimce bir formülünü geliştirdim. Öncelikle izlemediyseniz 2006 Hollywood yapımı Idiocracy filmini izleyin. Aptalların nasıl doğal yollarla arttığına, akıllı olanların nasıl azınlıkta kaldığına bir şahit olun. Böylece azınlık olduğumuzu, yıllar geçtikçe daha da az kalacağımızı bir sindirin güzelce. Ondan sonra okumaya başlayın. Elinize geçen güzel insanların yazdığı güzel kitapları okuyun. Mesela Saramago’nun yazdığı Körlük kitabını mutlaka okuyun. Arkasından Orwel’in 1984‘ünü okuyun. Sineklerin tanrısı‘nı okuyun, Mülksüzler‘i okuyun, elinize ne geçerse okuyun. Daha sonra kendinize bir kütüphane yapın evinizde. Her gelen misafir duvarınızda süsler, kaplar, vazolar değil, kitaplar görsün. Bütün bunları okudun mu sen, oğlum, desin. Komşulara da hediye edin, hem de hiç tanımadığı yazarların kitaplarını. Çocuklarınız sizin kitap okuduğunuzu görsünler. Onlara iyi insan olmayı öğretin. Erdemli olmayı öğretin çocuklarınıza. Hayatın her alanında neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilsinler. Bilgisayar oyunlarında cheat yazmanın, parasını ödemeden oyun indirmenin ahlaksızlık olduğunu bilsinler.

Sonra çocuğunuza da bir kütüphane yapın. Elbette zor gelecektir okumak, ama zorlayın onları. Kitap bitirmenin level atlamak kadar kahramanlık olduğunu, yeşili korumanın bölüm sonu canavarını alt etmek kadar cesurca olduğunu anlatın çocuklarınıza. Kitapları kesinlikle siz seçin, okullarda dayatılan resmi okuma listesine güvenmeyin. Çocuğunuza iki eşi olan Nasreddin Hoca garabetini okutmayın, ahlaklı şeyler okusunlar. Bu konuda kesinlikle seçici olun.

Eğer bir veya iki çocuğunuz varsa, onlara bu şekilde eğitim verebilmişseniz onlar da büyüyünce sizin kadar azınlık olacaklardır. Çünkü bu şekilde cehaletin hızına yetişemezsiniz. Malthus‘un kuramı gibi düşünün: siz aritmetik dizi hızında çoğalırken, gazeteyi sofra yapmak için alan insanlar geometrik dizi şeklinde çoğalıyorlar. Bu yüzden kendi çocuğunuzla yetinmeyin, komşunun, akrabanın çocuklarını da özendirin. Onlara da okuma listeleri, kitaplar hediye edin. Bu cehalet bataklığından kurtarabildikleriniz yanınıza, geleceğinize, çocuklarınızın geleceğine kar kalır. Siz bir çakmak çakın karanlıklarına, bünye ateşliyse alışır gider, bir daha eğitim ışığını o çocuğun elinden alamazsınız.

Türkiye’de çokça yere tüküren insan vardı. Bilmem farkında mısınız, ama söyleye söyleye kuruttuk bu işi. En azından uzun zamandır ben rastlamıyorum. Bu işin de çözümü defalarca söyleyerek, göstererek cehaletin kökünü kurutmaktır. Sizinle kendi mütevazi kütüphanemin bir kısmını paylaşıyorum. Oğlumun kitaplığını da beğeninize sunuyorum. Siz de kendi kütüphanenizi paylaşın, bu konuda fikirleriniz varsa yazın yayımlayalım.

Amin Maalouf guşesi

Amin Maalouf guşesi

En Sevdiklerimden

En Sevdiklerimden

Dünyayı anlamak

Dünyayı anlamak

Genel görüntü

Genel görüntü

Oğlumun kitaplığı

Oğlumun kitaplığı

Demem o ki, kardeşim, biz cahillerin çoğunluk olduğu zamana denk geldik. Ama bunu değiştirmek de bizim elimizde. Pozitif bilimi elimizde rehber tutarak, hayatta en hakiki mürşitin ilim ve fen olduğunu bilerek çalışmalıyız, kardeşim. Hadi hepimize kolay gelsin.

Okunma sayısı:  1,130

Bir Cevap Yazın