Eğitim sistemi hakkında

ogrenci

Hepimiz düşünmüşüzdür, neden daha eğitimli, daha kültürlü, daha rekabetçi, daha çok refah üreten ve bu refahı daha adil biçimde dağıtan bir toplumda yaşamıyoruz. Neden bir zamanlar toplam bütçesi Samsung’la eşit olan Vestel’in şimdiki bütçesi, Samsung’un reklam bütçesi kadardır? Neden el oğlu Satürn’e uzay aracı indirirken, bizde bu olayın video’su bile izlenmiyor? Neden yer altı zenginlikleri olmayan Güney Kore ekonomisi ile boy ölçüşemiyoruz? Neden televizyonlarımızda evlendirme programları, Adnan hocalar, cüppeli hocalar reyting rekorları kırıyorlar? Her birimizin bu konuda kafa yormuşluğu vardır, yoksa da bir zahmet oturun ve bu konuyu ciddi ciddi düşünün. Ve kendinize şu soruyu sorun: Ne yapmalı?

Uzun zamandır bu ve benzeri konularda ben de kafa yoruyorum. Nihayet sebebini ve çözüm yolunu buldum. Sorunumuzun kaynağı eğitimsizliktir. Lütfen bana son yıllarda içi boş, sadece para tuzağı olan, süreli yayın abonelikleri bulunmayan, bilimsel yayınları sıfır olan, yeni dönem “atanmış” profesörlerden bile yoksun üniversiteleri göstermeyin. Tamamına haksızlık yapmak istemem, ama bu okullar üniversite falan değiller, bunlar sadece okul enflasyonuna hizmet eden, sadece müteahhitlere yarar sağlayan mekanlardırlar. Pakistan’ın bile Nobel ödüllü fizikçisi varken, İran bile son yıllarda bilimsel araştırma sayısında bizi solladıysa, bu memlekette eğitimden bahsetmek en kibar tabirle hayalperestliktir.

Peki, cahiliz cahil olmasına da, ne yapmalı? Yıllardır birçok akademisyen yukarıda altını çizmeye çalıştığım olguyu değişik cümlelerle dile getirmiştir. Her kes eğitim sistemimizden yakınır, ama somut bir teklifle gelenleri pek azdır. Ben de kendime şu soruyu sordum, daha mutlu ve müreffeh insanlar için eğitim şartsa, nasıl daha iyi bir eğitim sistemi tasarlarız. Kısacası ben eğitim bakanı olsam ne yapardım?

Pek tabii ki, kafamdaki bütün eğitim sistemini blog sayfasında yazmam mümkün değil, ama genel çerçevesini çizersek aydınlatıcı olacağına inanıyorum. Her şeyden önce Eğitim Bakanlığı kapanmalı, tarafsız bir kurum olarak, Eğitim Genel Müdürlüğü şeklinde yeniden dizayn edilmelidir. Ülkelerin eğitim sistemleri değişik siyasi ve ideolojik görüşlere bırakılmayacak kadar ciddi meselelerdir. Her yeni iktidar değişikliğinde eğitim sistemi yeniden tasarlanıp, eğilip, bükülüp ortaya karışık servis edilirse bunun adı sistem olmaktan çıkar. Eğitim bilimsel bir meseledir ve bilimsel şekilde ideolojilerden arınmış halde sürdürülmelidir. Yoksa ne mi olur? Yoksa biyoloji kitaplarında dinsel yaratılış modelleri anlatılır, evrim diye bir teorinin olduğu ama pek de akla yatkın olmadığı salıverilir.

Bir sonraki icraat üniversitelere giriş sisteminin değiştirilmesidir. Gönül isterdi ki, test sistemini ortadan kaldıran, tamamen bireysel sınav ve mülakata tabi bir sistemi savunalım. Yalnız cemiyetimizin bu eğitim ve ahlak düzeyi çerçevesinde bunu savunmak saflık olur. Hayatımızın her alanında olduğu gibi ciddi kayırmacılıkla karşı karşıya kalırız. Benim önerim Mayıs ayının son haftasından başlamak üzere her hafta sonu  ücretli ( 100 tl gibi sınava giriş ücretinden bahsediyorum ) üniversiteye giriş sınavı uygulamaktır. Buna göre öğrenci istediği kadar sınava girebilir, en çok aldığı sınav notunu eğitimini devam ettirmek istediği üniversiteye sunabilir. Bu şekilde sınavda otaya çıkabilecek hastalık halleri, dikkatsizlik durumları ve en önemlisi stres hali ortadan kalkmış olur. Sınavda soruların ağırlıkları farklı hesaplanmalıdır. En az yapılan sorunun ağırlığı en çok yapılan sorudan daha fazla olmalıdır. Bu öneriyi getirmekteki amacım, lise son müfredatındaki önemli konuların daha çok puan getirmesini sağlayarak, öğrencilerin son sınıf konularına da ciddi eğilmesini zorunlu kılmaktır. Peki, şu ana kadar olan durum nedir? Kısa bir örnekle açıklayayım: Öğrenci lisedeki türev, integral gibi görece zor konulardan zaten az soru geliyor, onun yerine diğer konuları pekiştiririm mantığı ile son sınıf derslerine çalışmaz, üniversiteyi kazandığı zaman da esas olan analiz matematiği konusunda eksik olarak fakülteye başlar. Bu da üniversite öğretim üyelerinin okulun ilk yıllında lise son müfredatı anlatması ile sonuçlanır. Bu durumun önüne geçilmesi şarttır. Özetle üniversiteye giriş sınavında hesap sorusu ile analiz sorusu aynı değerde olmamalıdır. Kendi üniversite yıllarından hatırlıyorum, matematik öğretmeni birinci sınıf dersinde limit anlatmaya başlayınca hem şaşırmış, hem de biz buraya bunun için mi geldik diye çok sinirlenmiştim.

Söze başlarken ortaöğretimle ilgili düşünce ve önerilerimi de sıralayacağımı umuyordum. Sizlerin de sıkılmaması adına bu konuyu diğer yazıya bırakıyorum. Herkesin katkı ve düşüncelerini heyecanla bekliyorum.

Okunma sayısı:  767

Bir Cevap Yazın