Vur, komandir vur!

vur komandir vur

Azerbaycan savunma bakanlığından yapılan açıklamaya göre 12 Kasım 2014 tarihinde Ermenistan silahlı kuvvetlerine mensup MI-24 model ve markalı helikopter Azerbaycan hava sahasını defalarca ihlal etmiş, daha sonra alçak uçuşa geçerek askeri birlikleri tehdit etmiş ve sonucunda da Azerbaycan hava savunma birlikleri tarafından yerden havaya fırlatılan füze ile vurularak imha edilmiştir. Helikopterin parçaları cephe bölgesine düşmüş, içinde bulunan 3 pilot olay zamanı can vermiştir. Olayın aslı astarı budur, şimdi sizlere işin etrafında dönenlerden bahsetmek istiyorum.

Herşeyden önce belirtmek istediğim bir konu var. Bu blogda insanların dillerine, dinlerine ve ırklarına göre ayrımına şahit olmadınız, olmayacaksınız. Amacım burada tarih dersi vermek, yada kimsenin hakkını kendine teslim etmek de değil. Sadece yukarıda belirtilen konu hakkında bazı saptamalarda bulunmaktır. Öncelikle bu konu ile hiçbir ilgi alakası olmayan okurlarım için çok kısa bir özet geçeyim. Ne de olsa bu yara artık kabuk bağladı. Dün ne yediğimizi unutan bir millet olarak yaklaşık 20 yıl önce durmuş bir savaşın kısa özetine göz atmakta yarar var.

Yaklaşık yüz yıl öncesine kadar ermeni halkının yerleşik olarak yaşadıkları mekan Van gölü ve çevresidir.  Yalnız bu “millet-i sadıka” birinci dünya savaşı zamanı uslu durmaz, her fırsat bulduklarında isyan çıkarırlar. Ardından 1915 yılı olayları yaşanır ve birçok ermeni mesken yerlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Bunlardan bir kısmı Lübnan’a, bazıları Suriye’ye, İran’a giderler, fakat organize olmuş bir kısmı da o zaman ismi Revan olan ( Revan Hanlığının başkenti ) Erivan’a, Azerbaycan topraklarına yerleşirler. Yalnız bu yerleşme işi de sessiz sakin olmaz, arada 1905 olayları, 1918 olayları çıkar, fakat detaylarla sizleri yormak istemiyorum. Meraklı okurlar için yeteri kadar edebiyat mecvuttur. Rusya’nın baskısıyla Azerbaycan’ın bir kısmı ana yurdundan koparılarak Ermenistan diye bir yer oluşturulur.

Göç eden ermenilerin bir kısmı da Dağlık Karabağ dediğimiz yerde meskun olurlar. Sovyetlerin ilk zamanları, hatta altmışlı yıllara kadar ermeniler Dağlık Karabağ’da azınlıktırlar. Sonraları Sovyet merkezi yönetiminin göç politikasıyla bir çok ermeni buraya göç ettirilir. Bu şekilde Dağşık Karabağ’daki bazı şehirlerde ( Hankendi ) ermeniler çoğunluk olurlar. Ekser şehirlerde ise  tamamen Azerbaycanlı-Türk nüfusun çoğunluğu hakimdir. ( Şuşa ).

1988′de Sovyet merkezi yönetimi zayıflayınca yine ermeni olayları patlak verir. Bu kez Dağlık Karabağ’daki ermeniler Azerbaycan’dan ayrılıp Ermenistan’a bağlanmak isterler. Azerbaycan hükumeti karşı çıkar, ve arkasından savaş kaçınılmaz olur. 1987 senesinde çıkmış bir kanunla bütün Azerbaycan köy ve kasabaları silahlardan arındırılır. Ahalinin elindeki av tüfekleri bile rus otoriteler tarafından toplanır. Savaş çıkınca Rus orduları ve ermeni milisleri Dağlık Karabağ’da misli görülmemiş vahşilikler yapıp, silahsız ahaliye karşı tarihin gördüğü en acı kıyıma imza atarlar. Bunlardan en acısı, milli akılda yer edinmiş olanı hiç kuşkusuz Hocalı’dır. Rus askerlerinin silah üstünlüğü kendini iyiden iyiye belli eder ve Dağlık Karabağ ve ona sınır olan 6 il işgal olunur. Bir milyon Azerbaycan vatandaşı kendi ülkelerinde mecburi göçkün olurlar. ( Azerbaycanlılar gaçkın der ) Tabii, Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlı kalmayınca ermeniler ( çoğu ordu üyeleridir ) referendum yaparak kendilerini ülke ilan ederler: Dağlık Karabağ Cumhuriyeti. Bu işgalci rejimi Ermenistan dışında tanıyan başka bir ülke, kurum, kuruluş yoktur. ( CNN Türk hariç, bu konuya aşağıda değineceğim ). Şu anki Ermenistan hükumetinin 1988-1994 savaşının eşkiya elebaşıları olması başka bir yazının konusudur.

1994 senesinden bu yana ateşkes hali hakimdir. Yalnız hala barış anlaşması imzalanmadı. Barış görüşmelerinde aracı olan ülkeler de düşündürücüdür: Rusya, Fransa ve ABD. Özellikle Rusya ve Fransa’nın konuya yaklaşımı belli, ABD’de bulunan ermeni lobisi de herkesin malumu. Uzun lafın kısası, 1994′den bu yana barış görüşmeleri “olanca hızıyla” sürüyor. Peki bütün bunlar olurken neden Azerbaycan bu aracıların barış görüşmelerini sürdürmesine izin vermiş? Cevabı söylüyorum, 1994 senesinde eli mahkumdu. Konuya ilgi duyacak okurlar AGIT ve Minsk grubu hakkında internetten yeterli bilgiye ulaşabilirler.

Peki 20 yıl süren amaçsız ve meyvesiz barış görüşmeleri süresince Azerbaycan ne yaptı. Herşeyden önce elinde bulundurduğu hidrokarbon rezervlerini hızla nakte çevirerek uluslararası projelerde yer almaya çalıştı. ( Bakü-Tiflis-Ceyhan) Böylece dünya kamuoyuna “lazım” bir ülke olacaktı. Bu ülke mevcudiyetinin garantisidir. Şu an Türkiye’den bakınca bu yazdıklarım akıl dışı gelebilir, yalnız Bakü’de Rusya’nın soğuk nefesi 20 yıllık bağımsızlığa rağmen hala hissediliyor.İkincisi elde ettiği paralarla milli orduyu sıfırdan kurdu. Genç subayları Türkiye’ye eğitim için gönderdi, top aldı, uçak aldı, tüfek aldı. Sonuçta Azerbaycan’ın tarihi parlak olsa da ( Azerbaycan Atabegleri, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ) bugünü İran, Rusya, Ermenistan gibi ülkelerle çevrili küçük bir devlet. Komşun hırsızsa, çocuklarının boğazından, rızkından kesip evine alarm taktırman akıllıca harekettir, değil mi?

Şimdiye kadar anlattığım tarih dersi yeterli olmuştur sanırım. Konumuza dönersek, yıllardır Azerbaycan’ın kendi sınırları içinde bir sınır çizilmiş, adı cebhe hattı. 20 yıl önce, öğrencilik zamanı karşıya piknik yapmaya giden insanlar şu an, oradan gelen tehlikeyi bertaraf etmek için sengerde uyuyorlar. Düşünün bugün Manisa’dan güneye geçemediğinizi. Sınır bölgesi dedikleri yer öyle bir yer, Azerbaycan’ın tam ortasından geçer. O hattın gerisi Rus ve Ermeni birlikleri tarafından kontrol ediliyor. Şimdiye kadar hep onların topu, güllesi, helikopteri, tankı oldu, Azerbaycan askeri hep silah olarak ezik kaldı. Onların canı çekince bir füze fırlatırlardı. Rusların noel bayramı olunca, bayram anısına keyfi füze fırlatılır, telsizle küfür edilir, bunun karşılığında sengerdeki insanlar ölürlerdi. Azerbaycan askerleri de füzeleri olmadıklarından sadece telsizle karşı tarafa rusça küfür ederlerdi, o kadar.

Şimdi durumlar değişti. Ülke ekonomisi büyüdü, Azerbaycan zenginleşti. Şu an Azerbaycan’ın askeri harcaması Ermenistan’ın toplam bütçesinin tam üç misli kadar. İşte askerin “Vur,komandir vur!” ( Vur, komutan vur! ) demesinin arkasındaki psikoloji budur. Çünkü onlar şimdiye kadar her canları istediklerinde Azerbaycan sınırını geçtiler. Şimdi durum değişti, artık Azerbaycan en azından kendi ülkesini savunabilecek kadar silaha, askeri bilgi ve beceriye, kararlı orduya sahiptir.

Bu anlamda bir kaç noktaya da değinmeden geçmemek istiyorum. Konuyu bir kaç değişik bilgi kaynağından takip etmeye çalıştım. Bunlardan ikisi özellikle önemlidir. Rusya’nın devlet televizyon kanalı olan RTR Planeta kanalı haberi manşetten son dakika olarak verdi. Buraya dikkatinizi çekmek isterim, bu konu Türkiye’de yeteri kadar manşet olamadı. ( Ne de olsa, bizim ilgilenmemiz gereken arap komşularımız var. ) Yalnız Rusların savı bir hayli ilginç: Ermeni helikopterinin talim uçuşu yaptığı, içinde hiçbir silah bulundurmadığı üstüne basılarak belirtildi. Haberi ilk kez dinleyen naif izleyici, aşağıdaki şekilde reaksiyon gösterebilir. Bakınız, ABD Irak’a saldırdı, ama bir tane bile kimyasal silah bulunamadı. Rus televizyon kanalının yürüttüğü algı operasyonu bunun üzerine kurulu. Yalnız bir dakika, vurulan helikopter askeri bir hava aracı. MI-24 kamuflajlı, roket başlıkları takılı kelli felli bir avcı helikopteri. Göz göre göre sınır ihlali yapıyor ve sonucunda düşürülüyor. Helikopteri düşüren hava savunma birliğinin helikopterin içindeki silahları görme şansı var mı? Yada karşısında sınırı ihlal eden bir MI-24 gören askerin düşünmesi gereken ilk şey acaba içinde silah taşıyıp taşımadığı mıdır? Hırsız kafanıza silah dayadığında, acaba silahın içinde mermi var mıdır diye düşünür müsünüz?

CNN Turkİkinci dikkat çekmek istediğim konu ise bizim CNN Türk yayını ile ilgilidir. Bizim dediğim, Türkiye yasaları ile faaliyetini sürdürdüğü için. CNN Türk, vurulan helikopter Dağlık Karabağ’a aitmiş gibi izleyicilerine haberi duyurdu. Yani şu an ülke olsa, bütün dünyanın tanımadığı uydurma Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni de facto tanımış sayılırdı. Yapılan bütün bu “haberciliğin” kesinlikle yanlışlık, yada beceriksizlik değil, tam tersine kurgulanmış ve belli bir amaca hizmet eden bir yayın anlayışı olduğu kanısındayım. Yapmayacaklarını bilsem bile yaptıkları bu haberi tekzip etmelerini, kamuoyundan özür dilemelerini bekliyorum. CNN markasının arkasından yazdıkları Türk kelimesinin bir anlamı olmalı.

Şimdi Azerbaycan’a bir de dışarıdan bakalım. Yüzyılın başında Azerbaycan ülkesi Gülüstan ve Türkmençay anlaşmaları ile Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünmüş. Bir ülke ki, şu an nüfusunun yarıdan fazlası İran’ın istibdat rejimi altında esirdir. Rusların Azerbaycan-Ermeni savaşında tuttukları taraf, takındıkları politika bellidir. Eminim Azerbaycanlıların bizden, Türkiye’den bekledikleri çok bir şey yoktur, fakat biz de bu şekil yayıncılık yapan televizyon kanallarımıza baskı yapabilmeliyiz. Bir gözümüz Tahrir’e, Suriye’ye diğer Arap memleketlerine ağlıyorsa, diğer gözümüz de Bakü’ye, Karabağ’a ağlayabilmelidir.

Bu yazı ile okurlarımdan beklentim “Vur, komandir vur!” nidasını anlamalarıdır.

 

Okunma sayısı:  1,941

Bir Cevap Yazın