Deliduman – Emrah Serbes

deliduman

Son zamanlarda okuduğum en sıra dışı roman. Blogumuzda bu romanı hediye olarak da verdik. Okuma listemin başlarında bulunan bir kitaptı zaten. Sadece, yazları baş gösteren yoğun iş temposundan fırsat bulamamıştım diyelim. Bazı filmler olur, afiş ve fragmanına bakınca bir şeyler hayal edersiniz, filmi izleyince tamamen ayrı şey bu dersiniz ya. İşte öyle bir roman bu Deliduman. Bir çok kişi bu romanı gezi romanı olarak algılar, aslında içinde belli bir miktar gezi de bulunan, değişik problemleri olan bir ergen romanıdır. İnanın, insanın en stresli zamanı çocukluk ve ergenlik dönemidir. Emrah Serbes bu stresli zamana çok güzel ayna tutmuş Deliduman’da. Yalnız uzaktan değil, onlardan biri gibi. Roman ana kahramanın dilinden anlatıldığı için, o dönemi birebir yaşayabiliyorsunuz. Bu arada Gezi romanı değil dediysek, Gezi direnişini teğet geçmeyen, delip geçen bir hikaye. Yani bu roman, yazarının da dediği gibi “Hürriyeti için öksüren çocukların” romanıdır.

Romanın bazı kısımlarında hikayeyi birebir yaşama durumu acaba çok mu abartılmış? Yani kitaplara da +15 gibi sınırlamalar getirilmeli mi? Burada kastettiğim bolca küfürlü yazı dili değil, ergen psikolojisinin tam çıplaklığı ile anlatılma olgusudur. Yani bu kitabı 12 yaşındaki orta okul çocuğu da okumalı mıdır? Bu anlamda Çağlar’ın annesinin muhtemel yeni eşi ile ilgili düşünceleri, 19 yaşındaki iki ergen kızın kendi aralarında mesajlaşma jargonu dikkat çekicidir.

Bu eleştiri durumunu bir kenara bırakıp esas verilmek istenene geçelim. En sonda söyleyeceğimi baştan belirteyim, kitap yazılış amacına ulaşmıştır. Yani gönderilen bütün mesajlar başarı ile teslim edilmiş, okur tarafından anlaşılmıştır. Bu anlamda mesajın yalınlığı da çok önemlidir. Mesela anlatımda benimsenen yol ilginçtir. Ana kahraman, gezi direnişçileri arasından değil, gezi olaylarına çok farklı bir sebepten karşı çıkan, hatta İstanbul’da bile ikamet etmeyen bir aileden seçilmiş. Bu bile kitabı okurken her türlü ön yargıyı silmekte çok işe yarıyor, bence zekice.

Bu arada romandaki esas oğlanın – Çağlar’ın çok ilginç bir özelliği var. Bütün rakamları abartıyor. “Tam 300 yıldır bugünü bekliyordum”, “milyon yıllık ağaçları kestiler” gibi. Mesela bu özellik beni çok etkiledi. Çağlara ciddi bir özgünlük getirmiş. Demek ki, çok ufak dokunuşlarla, basit bir mahalle delikanlısından roman karakteri üretmek oluyormuş. Bununla beraber bir de her şeye başka bir şey deme alışkanlığı da var ki, tadından yenmiyor. Özellikle parti isimleri çok güzel seçilmiş. Ben aşağıda sıralayayım da, meraklı okurlar hangisinin hangi parti/oluşum olduğunu bi deyiversinler hele.

Dedemi Kanser Eden Parti

İnsanı Paradan Soğutan Müslümanlar

Her Şeye Başka Bir Şey Diyen Parti

Çüklülerin Söylediği Hiçbir Şeyi Yapmak Zorunda Değiliz Şekerim Kolektifi

Kimsenin İplemediği Atlar Partisi

Kabul edelim, İnsanı Paradan Soğutan Müslümanlar cidden çok güzeldi ya. Bir de Ya Kime Oy Vereceksiniz, Mecbur Bize Oy Vereceksiniz Partisi var. O da cuk oturmuş. Yani anlayacağınız, dram okuyorum derken kendinizi sesli şekilde gülerken de bulabilirsiniz.

Romanın ana kahramanı Çağlar, tam kitaplık. Çağlar’ın annesi, babası, en iyi arkadaşı, eski sevgilisi, kız kardeşi ve dayısı ile olan ilişkileri çok kuvvetli işlenmiş. Bu anlamda Emrah Bey’i tebrik etmek gerekir. Bir de karakterler arasına öyle birini yerleştirmiş ki, işte benim adam diyebileceğim sessiz çoğunluk. Gerçek Türkiye insanı ortalaması; Ayı Tufan Ağbi.

Romanda beğenmediğim taraflar: Anne karakteri, baba karakteri tam işlenmemiş, ortada kalmış. Çok sayıda marka ismi belirtilmiş, romanın arasında reklam kuşağı gibi durmuşlar.

Açıkçası bir romanı neden beğenirsiniz? Karakterler sağlam olacak ( 10 üzerinden 8 diyelim, özellikle Çağlar karakteri, Orsa, Tufan Ağbi, Dayı karakterleri iyi işlenmiş ), karakterler arasındaki ilişkiler iyi işlenecek ( Burada da mükemmele yakın derece tutturulmuş), sağlam hikaye ( Gezi olaylarının ekmeği bolca yenmiş gibi, yeni bir şeyler de eklenebilirdi ).

“İlk günler ben de destekliyordum ama”cıların mutlaka okumaları gereken bir roman, Deliduman.

Her insanı seven birileri bulunur, budur dünyada kalan son adalet kırıntısı.

Git kendinden istifa et, başka birini görevlendirsinler yerine.

Aklınıza çok daha önce gelmesi gereken bir fikir yeni geldiğinde, kendinizi salak gibi hissetmeniz gerekirken dâhi gibi hissedersiniz.

“Çok mutsuzuz lan,” diyesim de geldi ama tuttum kendimi, sosyoloji bunu gerektirir, duyguların sessizliği.

…Ölenlerin ruhları bile o diziyi seyrediyordu.

Başlangıç sayfasını asla bulamayacağınız, devasa, şekilsiz bir kitap gibiydi park. Solunan havadan başka yazısız yer kalmamıştı.

…neyi tartıştıklarını tam olarak anlayabilmek için üç yıl önce falan başlamak gerekirdi dinlemeye.

Kızı güzel doğan, ilk iş olarak cins bir isim aramaya başlıyor, medeni kanunun yazılı olmayan maddlerinden biri buymuş gibi, buluyor sonra o ismi, gidiyor nüfus dairesine, nüfus memuru anlamamış gibi bakıyor yüzüne, nasıl anlamazsın diyor, çok basit, alıyor nüfus kağıdını, sıkıntısını biz çekiyoruz senelerce, umurunda değil adamın, çok mutlu o, kızını herkes seviyor, ismi yüzünden zannediyor.

Bazı şeylerin hem melankolik hem de umut dolu oluşu gibi, insanların da en çok, mutluluk ihtimali ufukta belirdiği zaman mutsuz olduklarını anladım böylece.

Okunma sayısı:  1,465

Bir Cevap Yazın