Selman-ı Pak – Eren Erdem

Selmani Pak

İslam’da reform şart! Yalnız bu reform dini değiştirmek, yeni bir şeyler eklemek şeklinde değil, özüne dönmek şeklinde gerçekleşmelidir. Şekilci yaklaşım ikinci plana gerilemeli, dinin doğası olan ahlak ve erdem yüceltilmelidir. Bütün dinlerin tanzim ettiği ilişkiler bakımdan iki yönü vardır. Bunlardan ilki insanla Tanrı arasındaki ilişkiyi düzenler. Diğeri ise insanla toplum arasındaki ilişkiler ağını hizaya sokar. Bugünkü yazımın konusu gereği insanla Tanrı arasındaki ilişkilere değinmeyeceğim. Esasında bu konuda yazmanın da pek bir anlamı yoktur. Nitekim bu işin kuralları sıkı sıkı belirtilmiştir. İnsanla Tanrı arasında bir bağ vardır, inananlar bu bağı kullanarak Tanrı ile konuşurlar. Bu konuşma şekline dua deriz. Dua da şekilcilikten sıyrılmalı, belli kimselerin tekelinden kurtarılmalıdır. Bana göre, kalıplaşmış, anlamını bilmediğin kelimeleri peş peşe, hızlı hızlı sıralamak yerine, kendi ana dilinde kalbinin derinliklerinden dökülen istek, rica, yakarışları kendi içine haykırman daha makbuldur. ( Tabi ki, bu konuda fetva merci değilim, sadece bana doğru gelen fikirlerimi paylaşıyorum. )

Gelelim insanla toplum arasındaki ilişkiler ağına. Semavi dinlerin bir çoğu, bu konuyu da yapabildiği şekilde düzenlemiş, bunu yaparken yarandığı coğrafya ve dönemin adet ve örflerinden de etkilenmiştir. Bu ilişkiler ağının toplamına da ahlak diyeceğiz. Örneğin, kölelerinizi incitmeyin kuralı, zımni olarak köleliği kabul ederken, şimdi geçerliliğini kaybetmiştir. Peygamber şimdi yaşasa, kölelik kaldırılmalıdır derdi. Peki bunu nasıl anlayıp, bu ilişkileri nasıl düzenleyeceğiz. Bunun için önemli olan işin mantığını kavrayabilmektir. Mensup olunan dinin ana fikrini, mantığını kavrarsanız, diğer çıkarımları kimseye danışmadan, din görevlisinin yönlendirmesi olmadan da anlayabilirsiniz. Konuyu bir örnekle pekiştirmek isterim: İslam’da beyaz balık ( Asatrin, beluga cinsi balıklar ) yemek haramdır. Bunun nedeni, beyaz balıkların hızla bozulması ve insan sağlığını tehdit etmesidir. Bu yüzden de yasak edilmiştir. Bu kuraldan çıkarım yaparsak, bugün beyaz balığı tazeliğini koruduğu ölçüde yiyebilmek yasak olmamalıdır. Ters mantıkla, yedinci yüzyıl arabistanında tütün, sigara yoktu. Yalnız bugün var ve insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Demek ki, bu konuda fazla düşünmeye gerek yoktur, tütün haramdır. Dinler, insan toplum ilişkilerinde insan aklına ters hiçbir konuda hüküm getirmezler. Her bir hükmün belli bir mantığı vardır, sadece doğru yorumlanmalıdır.

Bu anlamda size tavsiye edeceğim kitap, İslam kurallarını, işin özünü ve mantığını anlamış bir sahabenin, Nebi dostunun fikirlerini, hayat tarzını paylaşıyor. Bu anlamda Selman-i Pak çok önemli bir zattır. Peygamberin, cennet Selman’ı özler dediği bir Allah dostudur. Selman, dinin şekilciliğini bir tarafa bırakarak gerçek İslam’ı yaşamış bir halk adamıdır. Yaşamı boyunca azla yetinmiş, fırsatı varken fazla mala tamah etmemiştir. Doğduğu topraklara, fars vilayetine İslam devleti valisi olduktan sonra bile mütevazi hayatını sürdürmüş, geçimini sepet dokuyup, pazarda satarak sağlamıştır. Böyle yaşayan bir insanın dini önderliğini kabul etmek benim vicdanım için de makbuldür. Yine aynı mantıkla, gücü elinde bulunduran, sonuna kadar kullanan, Harun kadar zengin olan birisinin dinle ilgili doğru yolu göstermesi benim açımdan kabul edilemez. Yani sıfır hükmündedir. Bu anlamda iktidarların dünyalık mal hevesinde olmadığı çok az dönem olmuştur. Peygamber vefat edince bile iktidar savaşı başlamış, pastadan kim ne kadar pay alır hesapları yapılmıştır. Bu anlamda Selman ahlakı önemlidir.

Müslümanlığın tebliğinden 13 yüzyıl geçmesine rağmen, günümüzde dönen oyunlar, göstermelik dindarlık, din sömürüsü hala devam etmektedir. Bugün hiçbir İslam ülkesi hukukun üstünlüğünü, insan haklarına saygıyı, üretime dayalı refahı sağlayamamışsa bunun nedenini İslam dinini yanlış anlamamızda aramak lazım. Bize bu dini şimdiye kadar hep itaat şeklinde anlattılar. Esasında İslam devrimdir, haklarını bilmek, sorgulamak, boyun eğmemektir. Müslüman coğrafyalarının yöneticileri yönetilenlerden hep daha zengindirler. İlk önce bunun sorgulanması gerekir. Halkı yöneten halkın hizmetkarıysa, efendisinden nasıl daha zengin olabilir? Bütün diğer ahlak soruları bu sorudan sonra gelmelidir. İnsanlara haram lokma yeme diyen din adamı azla yetinmeyi bilmiyorsa, kendisi dünyalığını biriktirme telaşındaysa onun sözleri ne kadar dikkate alınır?

Yazımın başında bir sorun tespit ettim. Bu iş mevcut kuralları ile yürüyemez. Bir reform gereklidir. Peki yeniden oluşturulmak istenen nedir? Aksayan taraflarımız nelerdir? İlk önce bunu tespit etmeliyiz. Bizim, dinin ritüellerini uygulamak açısından hiçbir eksiğimiz yoktur. Toplumumuzun esas sorunu İslami ahlaktan yoksunluk sorunudur. İlk önce bu yaraya neşter vurmamız gerekmektedir. Kul hakkı yememek konusunun irdelenmesi, anlamının topluma yayılmasının sağlanması gerekmektedir. Her şey trafikte saygılı olmaktan, ATM önünde sıra bekleye bilmekten, çöpleri bu iş için uygun yerlere bırakmaktan başlamalıdır. Kötü olanı cemiyet olarak yüceltmemek, aksine yermekle toplumumuzu bir adım yukarıya taşıyabiliriz. Bugün ahbap çavuş ilişkisi ile ihale alan işadamını başarılı diye sunmazsak bir çok şeyi değiştirmiş oluruz. Emniyet kemerini takmak yerine, kemerin takıldığı yere bir şeyler tıkıştırmak suretiyle arabanın ikaz sesini susturarak övünen taksiciye hemen anında ağzının payını vermek, bunun övünülecek bir şey değil, akıl yoksunluğu olduğunu anlatmak gerekmektedir. Bu idealleri paylaşan herkesin kendini bu işin bir neferi olarak görmesi şarttır.

İnsan merkezli, özünde iyi, her kese eşit şekilde uygulanan toplumsal kurallar koyup, bu kurallara uymanın zorunluluğunu takip etmeliyiz. Uymayan her bir fert anında cezalandırılmalıdır. Bütün bu toplumsal iletişim kurallarını oturtursak bir yerlere gelebiliriz.  Site toplantısında Komşu Hacı ağabeyin İslam’ın faziletinden konuşup, Kur’an-i Kerim okuduktan sonra her daireye ayrılmış bir araçlık otoparka üç araç park ettiği ortaya çıkıyorsa birilerinin onun sözünü kesip, gerçeği ona anlatması lazım. Önce yaşamınla örnek olacaksın diyebilmesi lazım, tıpkı Selman gibi…

“İkra bismi Rabbikelleziy halak! Halakel insan min alak.” “Oku, yaratan Rabb’ın ismiyle oku. O, insanı alaktan yarattı.” Buradaki alak embriyo değil, ilgi, alakadır.

Hakları vazifelerden üstün gören insan, özgürlük adına prangalar benliğini.

Sırf birileri mal biriktirdiği için yoksullaşanlara, bunun Allah tarafından takdir edildiği, bu yolla sınandığı söylenmiş, böylece bu duruma itiraz etmeyen insanlarla dolu sokaklar yaratılmıştı.

Taif’te Hz. Peygamber; yoksul ve köleler tarafından taşlanmıştı.

Peygamberden önce Mekke’de istatistiksel bir demokrasi vardı. Çoğulcu bir demokrasi anlayışı üzerinden, Darünnedve Kurulu seçilirdi. Bu demokrasi, halkın çoğunluğunun onayladığı isimlerde uzlaşma biçimindeydi. Ancak halkın özgün bir irade ortaya koyması olanaksızdı. Çünkü düşünemeyen ve yeme-içme dışında bir şey bilmeyen bireylere dönüştürülmüş, kendi kazanı dışında hiçbir şey düşünmez mahluklar halini almışlardı. Yere düşen bir altın tanesinin üzerine üşüşen, altta kalan adamın üzerine basıp geçebilen bencil ve egoist karakter, sokakta gezinen hemen herkesin ortak tavrını yansıtır hal almıştı.

Ekmek, Allahperestliğin temelidir.
Haneye yoksulluk girdiğinde, öbür kapıdan din çıkıp gider.
Evinde yiyecek ekmeği olmadığı halde, kılıcını çekip sokağa fırlamayan adamın aklına şaşarım.

“Sana neyi dağıtacaklarını sorarlar; de ki; ‘İhtiyacınızdan artanın tamamını.’”( Bakara,219.ayet )

Neden ezanı Bilal okur? Çünkü o, en sembol köledir. İslam’ın mabede çağrısı, kölelerin önderliğinde gerçekleşir. Bu İslam’ın dünya görüşünün resmidir.

Peygamberin cenazesinde sadece ailesi,Ammar,Selman,Mikdat ve Ebuzer vardı. Peygamber’in cenaze namazı, on altı kişi tarafından kılınmıştı.

“Şaşılır şu kimseye ki; dünyaya hırsla sarılır. Unutmuş ama unutulmuş değildir. Güler ama bilmez ki; Rabb’i ondan razı mıdır, değil midir?”

Cennet üç kişinin hasretini çeker: Ali, Ammar ve Selman…

 

Okunma sayısı:  1,082

Bir Cevap Yazın