Korkma ben varım – Murat Menteş

korkma ben varim

Kitabın basit olmasını istersin, ama basit değildir.

Murat Menteş’in yayınlanmış tüm romanlarını okuduktan sonra kitapları hakkında yazı yazmak daha bir kolay oluyor. Herkese tavsiyem, her üç kitabı da okuması yönündedir. Benim sıralamamı sorarsanız en iyiden geriye Ruhi Mücerret, Dublörün Dilemması ve Korkma ben varım diyebilirim. Yine de hepsi çok güzel. Öncelikle üslup aynı, yani her cümleden yazıların aynı kalemden döküldüğünü anlayabiliyorsunuz. Yine hikaye karmaşık, kullanılan dil şiir gibi, isim seçimleri mükemmel. Kiralık katil: Turgut Rulet, şeyh: Oruç Tutam, mafya babası: Atom Bombacıyan. Belli bir yerden sonra yazara yeni romanı için önermem gereken isim listesi tutmaya başlıyorsunuz.

Korkma ben varım, Dublörün dilemması’nın devamı sayılamasa da bütün incelikleri anlamanız açısından okuma sırasına dikkat etmekte yarar var. Mesela Afili filintalar çetesi bir önceki romandan Korkma Ben Varım’a da taşınmış. Benzer kurguya Cengiz Abdullayev’in kitaplarında da rastlayabilirsiniz. Aynı şekilde Dilara Dilemma ismine de vurgu yapılıyor.

Biraz da kurgudan bahsedelim. Hikaye, insanların aşklarını kayıt altına alan, mulakat sonrası gerçekten aşık olduklarına kanaat getirmiş çiftlere AşKart dağıtan bir Gönül İşleri Bakanlığı heyetinin makineli tüfeklerle taranması ile başlar. Roman yabancı dile tercüme edilse, tarzına dedektif bile denebilir ki, bence hiçbir dile tercüme edilmemeli. Sonuçta yığınla cinayet, karmaşık hesaplar, yeter sayıda şüpheli mevcut. Yalnız durum o kadar nükteli anlatılmış ki, şiirselliğe ve espri yeteneğine takılıyorsunuz. Yani bu romana bir film senaryosu desek, oyunculuk kesinlikle senaryonun önüne geçmiş durumda. Kullanılan betimlemeleri okumak öyle keyifli ki, bir yerden sonra katilin kim olduğu umurunuzda bile olmuyor. Küfrü, “şişme kadından olan veled-i zinalar” ,  fiil tasviri “Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum” olan, yazı dili senaryonun çok önünde giden bir roman bu.

Bu arada dizilerde sürekli yanlışlar buluruz ya. Kafede çay içen aktörün saçı uzunken bir sonraki sahnede masadan kalkar ve saçlarını kısacık görürüz. Romanda da o kabilden bir yanlışlık buldum. Şebnem Şibumi gece uyku tutmazken sigara içmeye kalkar, akabinde kendisine büyü yapmaya çalışan Müntekimi fark eder. Bir süre sonra Enver Paşa ile kardan adam yaptıkları sahnede ise Şebnem sigara kullanmadığını söylüyor. Açıkçası 25 yıldır kitap okuyorum, ilk kez “çekim hatası” yakaladım.

Blogu takip edenler her yazının sonunda kitabın satırları arasından biriktirdiğim vecizelere alışıktırlar. Bu romanda o kadar çok not tutmuşum ki, hepsini burada paylaşamayacağım. Ama en güzellerinden derlememi aşağıda bulabilirsiniz. Galiba bu romanı en güzel anlatan cümleler bunlar olacak.

Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir?

Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim.

Katliam, bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir.

Herkesin üç kişiliği vardır:Ortaya çıkardığı, sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı.

İnsan, kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı, ister istemez üstünü de çiziyor.

Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın.

Her şeyini paylaşıyor, dağıtıyor. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. Ne var ki fikirleri tehlikeli. ( Çağrı filminden )

Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey, kavga ederken sergilediği davranışlardır.

Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse, cesur olamazsınız.

Musalla taşına en uzak nesne beşik değil, nikah masasıdır…

Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı.

Evlilikte olur böyle şeyler, aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır.

Fısıltı haykırıştan daha inandırıcıdır.

Allah bize kitap gönderdi. Bir fotoğraf albümü, bir ezgi notası, bir melodi, bir yağlıboya tablo, bir sinema filmi değil.

Bekar bit adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz.

Ruhunuzla yazı tura atmayın.

Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim.

Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum.

Ben, Mehmet Ağa’yı sarı çizmesinden tanırım.

Ancak, en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin.

Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi, insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor.

Kuyruğu samandan olan ateşe yaklaşmasın.

Bildiğim bir şey varsa, bir kere zenci oldun mu, geri dönüşü yoktur.

İnsan bu dünyaya ağlayarak gelir, yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. W. Shakespeare.

Bu dünya, belki de bir başka gezegenin cehennemidir. Aldous Huxley

Telefonun çalmıyorsa, bil ki, benim.

Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler, yanılanlar, bilmeyenler.

Deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar, ceketler giydim.

Hayat çok tuhaf: Paraşüt, uçaktan yüz yıl önce, 1783′te icat edilmiş.

Öpüyorum göz kapaklarını, diz kapaklarını, kalp kapakçıklarını.

Rüyanda baş rolde değilsen, kabus görüyorsun demektir.

Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını.

Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.

Kur’an’da “Allah kalplerde olanı bilir” yazıyor. Çoğu kimse, bu ayeti şöyle anlıyor:”Allah, sizin gizlediklerinizi biliyor.” Bence ayetin asıl anlamı şu:”Kalbinizde olup da hiç hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız, dile getirilmesi imkansız bir şey var ya, işte Allah onu biliyor,üzülmeyin.”

Beş günlük dünyanın beşinci günündeyim.

Gerçekler zaten mevcuttur, yalanların ise uydurulması gerekir.

Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat…Ve ona şöyle diyeceksin:”Ben evli bir adamım.”

Kim bilir, belki de sadece yanlış yollar vardır. Bununla birlikte, size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de.

Dünya, uzaylıların akıl hastanesidir.

Okunma sayısı:  1,292

Bir Cevap Yazın