Davut ve Golyat – Malcolm Gladwell

davut ve golyat resim

Malcolm Gladwell’in Outliers kitabını daha önce okumuş ve çok beğenmiştim. Davut ve Golyat’ı ilgi çeken konusu veya tavsiye nedeniyle değil, yazarın bir önce okuduğum kitabının hatırına okuma listeme almıştım. Bence her yazar bunu hakediyor. Öncelikle yazarın bu kitapta da Outliers’ın ekmeğini yediğini söyleyeyim. Şöyle ki, tarz aynı; bol araştırma, bir birinin içine girmiş konular, daldan dala atlayan hikayelerin ustaca bağlanması, gerçek kişi, kurum ve olaylardan ortaya çıkarılmış, doğruluğu test edilebilir örnekler.

Kitabın konusu, olağan mağlupların aslında her zaman kaybeden değil, kazanan olabilecekleri fikrini işlemektedir. Bu savı doğrularken yazarın verdiği örnekler hem Ingvar Kamprad gibi ünlü kişiler arasından hem de New York şehri semt polis müdürü gibi pek bilinmeyen kişiler arasından seçilmektedir. Benim için önemli olan bu karakterlerin ve hikayelerin yüksek düzeyde doğrulanabilir olmasıdır. Bu, benim gibi kitaptaki bir çok fikre katılmayan okuru bile belli ölçüde ikna edebilen bir meziyettir. Genel olarak fiziksel bir kusuru olan birinin aslında belli alanlarda avantajlı olma durumunu kabul ediyorum, fakat bu, o kişilerin sürekli diğer sıradanlara karşı avantajlı olacak sonucunu doğurmaz. Yazarın verdiği örnekte de olduğu gibi disleksi hastalığı olanlardan bazılarının hayatta sırf bu hastalıkları yüzünden daha başarılı olduğunu kabul edebilirim, ama bu durumun genel bir kural oluşturduğunu kabul etmek zordur.

Ydavut ve golyatine kitabın en beğendiğim kısmında büyük denizde küçük balık olmak durumu ile, küçük denizde büyük balık olma durumu karşılaştırılıyor. Bu bölümlerde yazarın öğütlediği, küçük denizde büyük balık olmanın daha iyi olduğudur. Örnek olarak Caroline’nin Brown üniversitesini seçmekle hata yaptığını, onun yerine daha küçük çaplı bir üniversitenin tercih edilmesi durumunda daha başarılı olabileceği örneklerle ortaya koyuluyor. Belki asgari şartların sağlandığı ABD üniversitelerinde, yani Caroline için bu durum doğru olabilir. Üniversitelerin arasında uçurum olan ülkelerde aynı durum yaşanmayacaktır. Bakalım Türkiye’deki Zeynep için de durum aynı mı? Türkiye’de Boğaziçi üniversitesinde küçük balık olmak, isimlerini vermeyerek okurların o isimlere yoğunlaşmasını önlediğim taşra üniversitelerinde büyük balık olmaktan daha iyidir. Birinde  okulu bitiren Zeynep, nerede iş bulacağı derdine düşmüşken, diğerinde daha okurken üniversitede açılan panellerde daha sonraki hayatını derinden etkileyebilecek fırsatlar yakalayabilmektedir. Yine aynı şekilde, ülkemizde bir çok yeni mezun hemşire C sınıfı bir hastanede baş hemşire yardımcısı olmak yerine, A sınıfı bir hastanede sıradan kat hemşiresi olarak işe başlamayı daha cazip görüyor. Bunun temel nedeni, C sınıfı hastanenin maaşları zamanında ödeyememesi, sıklıkla iflasını açıklayarak kapanması, el değiştirmesi durumunda çalışanların işten çıkarılması, maaş dışı sosyal şartlarının kötü olması/olmaması ihtimalleridir. Özetle sorun, A sınıfı hastane ile C sınıfı hastane arasında uçurumun olmasıdır. Bu durumda doğal olarak insanlar büyük denizde küçük balık olmayı pekala yeğleyebilirler.

Kitapla ilgili değinmek istediğim bir diğer konu, meşruluk ilkesinin irdelenmesidir. Yazar meşruluk ilkesi diye tarif ettiği için ben de aynı tanımı kullandım, fakat burda betimlediği durum, iktidarların meşrutiyet ilkesidir. Bu durumu da aşağıdaki gibi anlatmaktadır.

Meşruluk ilkesi üç temele dayanır. Birincisi, otoriteye riayet etmesi istenen insanlar, söz sahibi olduklarını – düşündüklerini söyledikleri takdirde seslerinin duyulacağını – hissetmelidir. İkincisi, yasalar öngörülebilir olmalıdır. Yarınki kuralların bugünkü kurallarla kabaca aynı olacağına dair makul bir beklenti olmalıdır. Ve üçüncüsü yönetim adil olmalıdır. Bir gruba diğerinden farklı davranılmamalıdır. 

Bu ilkelere tamamen katılmakla beraber iktidarların meşruluk ilkesini örneklendirmek istiyorum. Şimdi doğanın korunması ve gelecek nesillere sürdürülebilir şekilde ulaştırılabilmesi için bir grup duyarlı vatandaşın gösteri yapma hakkını kullandığını hayal edin. Otorite, bu grubu dağıtmak için zor kullanma yolunu seçince toplumda bir infial oluştuğunu, mahalli bir olayın ulusal bir meseleye dönüştüğünü düşünün. Günlerce süren polis – vatandaş çatışmasından sonra yukarıda belirtilen duyarlı vatandaş grubu otoriteyle görüşmek, kendi seslerinin de dinlenmesini istemek iradesini ortaya koyunca, otoritenin bu grubu dinlememesi, onlarla birebir görüşmeyi reddetmesi meşruluk ilkesinin birinci temeline apaçık örnektir.

Yine bir ülkede devlet görevlilerinin yarı saydam şekilde denetlendiğini, gerektiği zaman soruşturma ve kovuşturmaya tabii tutulabildiğini düşünün. Bunu yaparken emniyet ve kolluk güçleri görevlilerinin önceden belirlenen kurallar çerçevesinde hareket edeceği beklentisi içinde olabiliriz. Soruşturma ve kovuşturma işlemi otorite ve çevresindekileri hedef alınca, emniyet ve kolluk kuvvetlerinin görev tanımlarının değiştirilmesi yazarın verdiği meşruluk ilkesinin ikinci temeline örnek oluşturabilir.

Bir “izinsiz” gösteri sırasında toplandıkları alandan dağılmamak şekli ile kolluk güçlerine muhalefet dolayısı ile tutuklanan göstericiler değişik cezalar alabilirken, bu göstericilerin orda bulunmaması gerektiğine inanan elindeki bıçak, pala gibi kesici aletlerle göstericilere fiziki saldırıda bulunan insan ve insanlar grubunun ceza almaması meşrutiyet ilkesinin üçüncü temeline verilebilecek örnektir. Seçtiğim örneklerde neyin meşru olmadığını göstermekle bunların tersini yapan iktidarların meşruluk sağlayabileceğini açıklamaya çalıştım.

Değer verdiğimiz şeylerin çoğu orantısız mücadelelerden doğuyor; çünkü çok büyük eşitsizliklerle karşı karşıya kalmak, yücelik ve güzellik üretiyor.

Savaş sanatı kollarla değil, bacaklarla ilgilidir. General Maurice de Saxe.

Mutluluk açısından ülkedeki ortalama gelir düzeyleri değil de ortalama durumdakilerle  aradaki mesafe önemlidir. Carol Graham

Eğer insanların duygularını incitmekten ve sosyal yapının düzenini bozmaktan endişe ediyorsanız fikirlerinizi ortaya atamazsınız. Peterson

Mantıklı insan kendini dünyaya uydurur; mantıksız olan ise dünyayı kendine uydurmakta ısrar eder. Dolayısıyla ilerleme mantıksız adama dayanır. Bernard Shaw

Birinin kaybedecek bir şeyi yoksa başkaları tarafından konulmuş kurallara nanik yapma özgürlüğü olur.

Kimseye sevgi dışında bir borcun olmasın; zira komşusunu seven kimse, yasayı yerine getirmiş demektir. Yeni Ahit 13.8

 

Okunma sayısı:  2,327

Bir Cevap Yazın