1984 – George Orwell

1984

Savaş barıştır. Özgürlük köleliktir. Cahillik güçtür.

Tarihin gördüğü en güzel kurgulardan bir tanesi ile karşı karşıyayız. James Cameron imzalı “Avatar” gibi çok iyi kurgulanmış bir dünya var karşımızda. Kahramanlar ve olaylarla berber bütün çevre de incelikle tanımlanmış. Yeni dünya düzeni, devletler, siyasal sistem, felsefe kurgulandığı gibi, yeni bir dil bile oluşturulmuş.  Romanın isminin hikayesi de değişik; aslında ilk baş 1982 ve 1983 düşünülmüş, yazar kitabı 1948′de bitirince 1984′e karar vermiş. Aslında daha da ileri bir tarih atansa iyi olurdu belki, ama yazar, çağdaşlarına çok yakında başlarına gelebilecek tehlikelerin senaryosunu yazdığı için, çok ileri tarih de amaca ters düşebilirdi.

1984 altbaslikRomanın daha ileriki kısımlarında Sovyet rejimine açıkça referans vermesine rağmen, daha ilk satırlardan içimde acaba Sovyetlere geri mi döndük sorusu ortaya çıktı. Kurgulanan her şey bana bir az Sovyet ülkesini hatırlatıyordu. Bakanlık isimlerindeki kısaltmalardan, verilen yemek karinelerine, tele-ekranlarda her sabah tekrarlanan jimnastik programından en aşağı sosyal sınıfın ismine kadar Sovyet ülkesi ile birebir aynı bir ülkeden bahsediliyor: Okyanusya’dan!

Üç yıllık planlar, şişirilmiş hedefler ve gerçekte var olmayan bir ekonomik düzen mevcut. 1980 yılının Sovyet ekonomisi hakkındaki raporlara bakarsanız bütün baş hayvanların çifter çifter doğurduğunu, tarlaların olağan dışı “bereketli” hasat verdiğini görürsünüz. Yalnız Sovyet sisteminde günümüz kayıtları sürekli değiştiriliyordu. George Orwell’in kurgusunda ise geçmiş sürekli değiştiriliyor. Kendi deyimi ile geçmiş, günü gününe, neredeyse dakikası dakikasına güncelleniyordu. Bu durumu daha iyi açıklamak için romandan bir kesiti sizlerle paylaşıyorum.

 

1984 eskiBakanlığın o çeyrek için bot üretimi tahmini yüz kırk beş milyon çiftti. Gerçek üretim ise altmış iki milyon çift olarak verilmişti. Tarih düzeltme memurları bakanlığın tahminini yeniden yazıyor, bu sefer tahmini elli yedi milyon olarak belirtiyorlardı, böylece belirlenen hedefin aşılmış olduğu yolundaki sava doğruluk payı bırakılmıştı. Gerçekte ise hiç bot üretilmemiş de olabilirdi, bunu kimse umursamıyordu. Asıl olan ülke halkının yarısının yalın ayak dolaştığıydı. Aynı şey, şu ya da bu ölçüde her alandaki kayıtlar için de geçerliydi. Yalan gerçeğe karıştığından yılın hangi gününde oldukları bile belirsizleşmişti.

Kurgu, kitabın ikinci bölümünde kendini mükemmel bir şekilde açıklıyor. Dünyanın işleyiş şeklini tüm çıplaklığı ile anlatıyor. Aslında bu kurgu yaşadığımız dünya ile de paralellikler barındırıyor. Özellikle egemen güçlerin, ya da diktatörlerin devrilmesinin yollarından bahseder ki, bugün bile dünyanın değişik coğrafyalarında hükmeden diktatöryel rejimler için formül niteliğindedir.

Egemen kesimin iktidardan düşebilmesinin yalnızca dört yolu vardır. Ya bir dış güç tarafından alt edilecektir, ya ülkeyi yönetmekte kitlelerin baş kaldırmasına yol açacak kadar yetersiz kalacaktır, ya güçlü ve hoşnutsuz bir Orta kesimin doğmasına engel olamayacaktır ya da kendine olan güvenini ve yönetme isteğini yitirecektir. Bu nedenlerden hiçbiri tek başına işlemez, dördü de şu ya da bu ölçüde bir arada etki eder. Kendini bunların hepsine karşı koruyabilen bir egemen sınıf sürekli iktidarda kalabilir.

Benim en çok hoşuma giden ise her şeyi elinde bulunduran Parti’nin ( Parti’ye isim bile bulunmamış, gerek yok ki, zaten sadece bir parti mevcut olabilir ) lideri olan “Büyük Birader”in kanlı, canlı birisi değil, zihinlerde yaşayan bir lider olmasıdır, Çok zekice!

Daha çok ipuçları vererek bu hayatta okumanız gereken yirmi kitaptan biri olan 1984′ün tadını kaçırmak istemem. O yüzden klasikleşmiş vecizeler bölümümüzle kapatalım bu beş yıldızlı romanı.

Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.

Her gün,her saat hayata dört elle sarılmak,gelecekten yoksun olduğunu bile bile günübirlik yaşamayı sürdürmek,tıpkı hava olduğu sürece nefes almayı bırakmamak gibi karşı konulmaz bir içgüdüydü.

Proleterler ve hayvanlar özgürdür.

NASIL’ını anlıyorum, NEDEN’ini anlamıyorum.

Belki de, deli dedikleri tek kişilik bir azınlıktı.

Sizi götürmek için gece gelirlerdi, her zaman geceleri.

Küçük kurallara uyarsan, büyük kuralları çiğneyebilirsin.

Savaşta, dolayısıyla da tehlike altında yaşıyor olmanın farkındalığı, tekmil iktidarın küçük bir zümrenin ellerine teslim edilmesini, hayatta kalmanın doğal, kaçınılmaz koşulu kılar. 

Oligarşinin biricik güvenli temelinin kolektivizm olduğu çoktan anlaşılmıştı. Servet ve ayrıcalığı korumanın en kolay yolu, bunlara ortaklaşa sahip olmaktır. 

Geleceğin resmini görmek istiyorsan, bir insan yüzüne basmış bir postal getir gözlerinin önüne, sonsuza dek.

 

 

Okunma sayısı:  1,349

One thought on “1984 – George Orwell

Bir Cevap Yazın