İmparatorluğun son nefesi – İlber Ortaylı

imparatorlugun son nefesi

İlber Hoca’nın her kitabı sohbet tadındadır. Okudukça, sanki karşında canlı kanlı duruyor, konuşuyormuşsunuz gibi gelir insana. Açıkçası aynı beklenti içinde bu kitabı da okumaya başladım, yanılmamışım. Bu defa iyi kötü bir sistematik de mevcut. İnsanın söyleyeceği çok şeyi olunca, kendini belli bir konuda yetkin hissedince konu da dağılıyor haliyle. İlber Ortaylı tam bir Türk aydını, kendi deyimi ile Türk münevveridir. Belirtmeden geçmeyeyim; önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde benim adayım İlber Ortaylı’dır.  Lafı uzatmadan kitaba dönelim. Kitapta Osmanlı’nın son yılları ile Cumhuriyet’in ilk yılları arasındaki çalkantılı dönem anlatılıyor. Özellikle Avrupa orduları karşısında kaybedilen savaşlar, Avrupa medeniyetinin ithalini gerekli kılmıştır. Burada İlber Hoca’nın tespiti fevkalade yerindedir. Avrupa medeniyeti esasında müzik ve filolojiden oluşmaktadır. Çok sesli müzik ve karşılaştırmalı dil öğrenme eğilimi Avrupa medeniyetinin temelini oluşturmaktadır. Esasında iki yüz yıldır Avrupa medeniyeti ithal edeceğiz diye, her türlü gereksiz gösterişi ithal etik, bu iki ana medeni unsura ise dokunamadık.

Kitapta ilerlerken dönemin tarih anlatımının yanı sıra bir çok bilgi kırıntısı da göze çarpmaktadır. Bu bilgileri eski mahallelerde yaşlı insanların şehir hakkında anlattıklarına benzetiyorum. Hangi parkın kimin tarafından yapıldığı, hangi sokağın daha önce isminin ne olduğu gibi ayrıntılar. Özellikle İstanbul’un kurulması ile ilgili olan rivayeti aynen aktarıyorum.

Konstantin surları çekti ve “Şehri kuruyorum, tanrılar takdis etsin” dedi. Herhalde hristiyanlara da takdis ettirdi;”Sizin Tanrınız da takdis etsin” dedi. 332 yılının 13 Mayıs’ı idi, bu güne “Uğurlu gün denildi” 

Aynı şekilde Polonya hakkında çok değişik bilgiler yer almaktadır. Açıkçası Kırım savaşına katılmak için İstanbul’a gelen Polonyalılar hakkında bazı bilgileri kahvaltı için gittiğimiz Polonezköy’den, onların deyişi ile Adampol’den almıştım. Yine bu yakınlarda Emirgan’da bulunan Sakıp Sabancı müzesinde Türk – Polonya ilişkileri ile ilgili çok faydalı sergi vardı. Yalnız İlber Hoca’nın konuyla ilgili aktardığı bazı anekdotlar çok önemlidir.

Polonya’nın taksimini ve ortadan kaldırılmasını Osmanlı tanımaz. Bunu ilan etmek için Osmanlı sarayının protokolünde namevcud olan Polonya elçisinin her zaman bir yeri vardı. Guya çavuşbaşının törenlerde üç defa “Lehistan elçisi…” diye seslenip sonra “henüz yoldadır…” diye bildirimde bulunması bu dönemle ilgili politikayı yansıtan bir söylentidir.
Osmanlı tebasına geçen Polonya’lı subaylardan biri olan Nazım Hikmet’in büyük dedesi Kont Konstantin Borzecky ( -ki Mustafa Celaleddin Paşa olarak bilinir ) Türk ulusçuluğunun ilk öncü eserini de kaleme almıştır. (Mustafa Celaleddin Paşa – Les Turcs: anciens et modernes, Istanbul,1869)
1939′da II.Cihan Harbi başladı ve müstakil Polonya Cumhuriyeti’ne Almanya son verdi. Doğudan da Ruslar girdi. Ankara’daki Polonya büyükelçisi Sokolnicki mekansız, vatansız ve görevsiz kalmıştı. İsmet Paşa, ananeye uyarak ona bir görev verdi ve bir maaşa bağladı. Bu maaşın görünürdeki fonksiyonu da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakultesi’nde ders vermesiydi. Sokolnicki ölene kadar Türk devlet bünyesinin içinde kaldı. Çünkü 1945′te kurtulan Polonya şimdi de Sovyet blokunun baskısı altındaydı. Onun dönebileceği bir yer değildi.
Kitapta hepimizin çokça tartışmayı sevdiğimiz Lozan’la ilgili de geniş bilgi verilmiştir. Genelde Türkiye’de Lozan Antlaşması ya üstün bir kahramanlık gibi yada feci bir hüsran gibi görülür. Esasında İlber Hoca konuya bir bilirkişi ağırlığı ile son noktayı koymuştur. Bu anlamda yapılan tespitler fevkalade önemlidir.
İsmet Paşa Lozan’a giderken ne bir Metternich ne de Talleyrand idi. Yani ne Matternich’çilik ne de Talleyrand’cılık oynuyor. O tip megolamaniden uzaktır. Sadece ne olduğunu, ne yapması gerektiğini gayet iyi biliyor. En nihayetinde İsmet Paşa hükümetin adamıydı. Kendisini oraya gönderen kişi ve kurumlara karşı sorumluluğunu yerine getirmişti.

Kitabın sonunda yazarın güncel olaylarla ilgili tutum ve görüşlerine de yer verilmiştir. Bu kısım farklı kişilerle röportaj biçiminde, bir az da genel bütüne ad hoc olarak kurgulanmıştır. Özellikle belli kesimlerin hiç bitmeyen argümanları irdelenmeye çalışılmıştır. Bununla ilgili bir örneği ben aşağıda alıntılıyorum, sizler neyi kastettiğimi anlamışsınızdır.

Falan mahallelerdeki camilerin depo yapıldığı söyleniyor ama Menderes’in imar çalışmaları sırasında rölöve ve albümleri bile çıkarılmadan tarihe gömülen Mimar Sinan mescitlerinden, Beyazıt’ta yıkılan Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii ve medresesinden, Topkapı’daki Kara Ahmet Paşa’nın Mimar Sinan eseri zarif sebilinden bahseden müslüman yok. Özetle vurgulamak gerekirse, bu memleketin tahribi şu veya bu grubun işi değildir. Toptan bölüştüğümüz bir kepazelik, bir milli hastalıktır. 

Her zamanki ananeye sadık kalarak kitapta beğendiğim bazı vecizelerle yazımı tamamlamak istiyorum. Mutlaka okunması gereken bir kitap, şiddetle tavsiye ediyorum.

  • Karl Marx, Balkanların Rusya’ya karşı Türk süngüsü ile korunmasından bahseder.
  • Millet cahil dervişlerin elinden tahlis olunmalı ve bunların yerine iyi tahsil görmüş, laik profesörler getirilerek işin başına geçirilmelidir. K.Atatürk
  • Cihan savaşında, Avrupa da fabrikaları, tarlaları erkeklerden boşaltıyor ama oralarda kadınlar devreye girebiliyor, üstelik daha eğitimli ve hazırlıklıdırlar. Bizde ise öyle bir geçiş son derece sınırlıdır.
  • Türk olmak zor bir meslektir, fakat bir imtiyadır. Zeki Kuneralp
  • Metaksas, Venezilos taraftarlarına ve hükümetine “Küçük Asya’ya adım atmayın. Türklerin orduları, komutanları vardır ve kısa zamanda bize bunun bedelini ödetirler” demişti.
  • Eğer Türk tarihinin  bilhassa modern zamanlarında birtakım olumsuz gelişmeler olduysa, bunun nedenlerini sadece – hiçbir şekilde tasvip etmediğimiz – darbelerde değil, sivil idarede de aramamız gerekir.
  • Türk halkı sadece asayişi sever, itaat edeceği otoritenin düzgünlüğüne bakar. Gerçekten kuvvetli mi ve asıl önemlisi adil mi, halka refah getirebiliyor mu, buna bakar.

Okunma sayısı:  3,332

Bir Cevap Yazın