Yüzüncü ad “Baldassare’nin Yolculuğu” – Amin Maalouf

periplebaldassare

Ebu Mahir Mazandarani’nin “Gizli adın örtüsünün kaldırılması” yada “Yüzüncü ad” diye anılan kitabında yaradanın bilinmeyen ismini açıkladığına inanılır. Siz de bu kitabı okumak istemez miydiniz? Romanın kahramanı olan Cenevizli Baldassare de aynısını yaptı. Lübnan’ın kuzeyinde yer alan liman kenti Cübeyl’den çıkarak neredeyse bütün bilinen dünyayı dolaştı.

Romanlarında eski dönemleri çok ustalıkla anlatan Amin Maalouf bu sefer bizi “Canavar”ın yılına götürüyor. Bir çok kahinin muştuladıkları dünyanın bitiş noktasına.

Dünya bir yağ lambasına benziyor; ona bağışlanmış olan yağı yaktı,tüketti,yalnızca son damla kaldı geriye. Bak! Alevi titriyor! Yakında sönecek bu dünya.

Baldassare avuçlarının içine kadar gelmiş bir hazineyi elinden kaçırınca yeğenleri ve yardımcısı ile birlikte bu hazinenin peşinden ülke ülke sürüklenir. “Gözleri olanlara dünyada görülecek hiçbirşey olmadığını söylemek zordur. Ne var ki gerçek bu, inanın bana. Dünyayı tanımak için dinlemek yeter. Yolculuklarda görülenler bir aldatmacadır yalnızca. Gölgelerin peşinde başka gölgeler. Yollar ve ülkeler, önceden bilmediğimiz hiçbir şey öğretmez bize; gecenin dinginliğinde kendi içimde dinleyebileceklerimiden  başka hiçbir şey.” Düşünceleri bu şekilde yoğrulmuş Cenevizli Konya’ya, İstanbul’a, İzmir’e, Sakız Adası’na, Ceneviz’e, Amsterdam’a ve Londra’ya gider. Bazen yüzüncü adı öğrenmek, bazen verilen söz, çoğu zaman da kadını için seyahat eder.

Ne gereği vardı dünyayı dolaşmanın, içimde zaten varolanı görmek içinse bu?

Kitabı okuyunca hep şunu düşündüm, Amin Maalouf’un bütün kitapları sanki harika bir film senaryosu olsunlar diye yazılmış. Bu kitabın filmi yapılsa, gişe hasılatı rekoru kırmasını beklerdim. Dörtyüz sayfa içerisinde tüccar ruhu var, Sebatay Sevi ayaklanması var, büyük veba var, Londra yangını var, Hollanda İngiltere savaşı var, korsan yaşantısı var, Doğu-Batı karşılaştırması var ve nihayet aşk var. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi romanın sonunda bir de Tanrı’nın kimsenin bilmediği yüzüncü adını öğrenebilme vaadi var. Siz de merak ettiniz mi? Ben diğer Amin Maalouf kitapları gibi Yüzüncü adı da çok sevdim. Her zamanki gibi çok beğendiğim vecizelerle noktalayayım.

yuzuncu adMedet umduğu ilacın hiçbir zaman yapılmadığını, sakin bir biçimde, dudağınızda bir gülümsemeyle anlattığınız, ölüme mahkum bir
hastaydı sanki.

Zaman ölecek dediler yakında, günlerin soluğu tükendi dediler. Yalan söylediler.

Gözyaşıyla ödenmiş bedel, tuzlu suyla geri verilmez.

Soyduğu kadını giydirmek, sarıldığına güzel kokular sürmek erkeğe düşen bir görevdir.

Yaşamını hiçbir zaman bir tepenin üstünden seyredemiyor insan.

Çoğunluğun kirli parayı kabul ettiği bir yerde onu geri çeviren bir kişi, ötekilerin gözünde bir tehlike,olası bir ihbarcı gibi görünür ve ondan kurtulmak için her şeyi yaparlar.

Ölümlülerin onuru, kararsızlıklarındadır belki de.

Gerçeği söylemek gerekirse, düşündüğümden çok daha sık düş kırarım ben.

Gerçek aklı başındalığı oluşturan bileşenler arasında bir yudum delilik olması gerektiği,çoğu kez unutuluyor.

Ticaret tek saygın etkinliktir dünyada ve tüccarlar tek uygar yaratıklardır. İsa, tüccarları değil askerleri ve papazları kovmalıydı tapınaktan.

Sürgün yeri olan kadın kolları vardır,ama kimileri de anayurt toprağı gibidir.

Dünya Cennet’te başladı, Cehennem’de bitecek.

 

Okunma sayısı:  1,188

Bir Cevap Yazın