Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Enerji Santrali derhal kapatılmalıdır

Metsamor_aerien

Şimdi okuyacağınız bu yazı, nükleer santrallerin tehlikeleri hakkında okuduğunuz ne ilk, (umarım) ne de son yazıdır. İnsanlığın elektrik ihtiyacı var olduğu, daha fazla elektrik üretimi yolları bulunmadığı sürece nükleer santraller enerji ve çevre gündemini meşgul etmeye devam edeceklerdir. Özellikle ülkemizde yapılması planlanan nükleer santrallere ciddi toplumsal tepkiler mevcuttur. Bu tepkileri dile getirirken bir noktayı gözden kaçırmamalıyız. Ulusal sınırlarımız dahilinde nükleer santralin olmaması bizi nükleer sızmalardan tam anlamıyla korumuyor. Çernobil kazası Ukrayna’nın en kuzeyinde yaşanmasına rağmen, Türkiye’nin kuzey illeri bu felaketi ciddi şekilde hissetmiştir, yaşamıştır. O yüzdendir ki, ülkemizin sınırları dışında kalan nükleer santraller hakkında da toplumsal farkındalık oluşturmaya çalışmalıyız. Bu anlamda Türkiye sınırına sadece 16 km uzaklıkta bulunan Metsamor Nükleer Santraline karşı aynı duyarlılığı göstermeliyiz.

Sovyetler Birliği yönetiminin Ermenistan’da nükleer santral yapma kararı daha 1967 yılında alınmıştı. 1969 senesine gelindiğinde devlet projelendirme enstitülerinden biri olan Atomteploelektropreyekt isimli kurumun Gorkov şubesi bu yatırımın temel projelendiricisi olarak belirlendi. Projenin yeri çok önemliydi, keza Ermenistan baştan başa sismik bölgedeydi ve her an deprem beklenilmekte idi. Bu şartlar altında yönetilmesi titizlik isteyen bu tehlikeli projenin konumunun sismik olarak daha az hareketli olan Ermenistan’ın doğu tarafında seçilmesi gerekiyordu. Bilindiği üzere Nükleer Santraller ucuz elektrik üretmesinin yanı sıra askeri caydırıcılık önemi de taşımaktadırlar. Bu ve bazı diğer sebepler de göz önüne alınarak santralin yapılacağı yer olarak Türkiye’ye en yakın yerleşim birimlerinden biri olan Metsamor seçildi. Metsamor Erivana 33, Iğdır’a ise sadece 16 km uzaklıktaydı.

1970 yılında Nükleer Enerji Santralinin inşaatına başlandı. Santral iki enerji blokundan oluşuyordu. Birinci blok 1976′da ikincisi ise 1980 yılında kullanıma açıldı. Projenin devamı olan üçüncü ve dördüncü enerji blokları 1983 yılında onaylandı ve yapımına başlandı. Fakat 1986 yılındaki Çernobil kazasından sonra yapımı durduruldu. Çalışan 2 blokun da reaktörleri Sovyet üretimi olan VVER 440 Tip V 270 tipi reaktörlerdi. Daha sonra yapılacak olanlar ise VVER 440 Tip V 213 reaktörlerini kullanacaktı. Çernobil’deki santral da 1972 yılında hemen hemen aynı teknoloji kullanılarak kurulmuştu. Çernobil Nükleer Enerji Santrali de aynı Ermenistan’da olduğu gibi Grafit yavaşlatıcılı su soğutmalı reaktör kullanıyordu.

Genel olarak günümüzde enerji amaçlı kullanılan nükleer reaktörleri üç ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlar Basınçlı su reaktörleri, Kaynar sulu reaktörler ve Basınçlı ağır su reaktörleridir. Bunlara ek olarak gaz soğutmalı reaktörler, hızlı üretken reaktörler ve yukarıda bahsi geçen Grafit yavaşlatıcılı su soğutmalı reaktörler ise sadece bazı ülkelerde kullanılmaktadır. En son saydığım reaktör tipi güvenlik açısından en geri teknoloji ürünü olup, kontrolü tamamen insan gücüne dayandırılmış olandır. İlk üç reaktör tipinde bilgisayarlı otomatik kontrol mümkün ise, Su soğutmalı tip reaktörler bilim adamlarının manüel kontrolü sayesinde denetlenebilmektedir. Nitekim Çernobil faciası da bu sistemin ne kadar kazalara açık olduğunun tarihsel kanıtı niteliğindedir.

1982 yılının 15 Ekiminde Metsamor Nükleer Enerji Santralinde büyük bir yangın çıktı. Makine salonunu tamamen yakan yangın 7 saat sürdü. O zamanın parasıyla bir milyon ruble zarar veren yangının kontrol altına alınması için 110 itfaiye eri gerekmişti. 1982 yılında  Sovyet yönetiminin içinde bulunduğu maddi durum, santralin tamamen eski haline dönüştürülüp esaslı tamirine elvermiyordu. Böylece santrale ufak bir tamir yapıldı ve öylece çalışmaya yeniden başladı. Bu yangını takip eden yıllarda Nükleer Enerji Santrali arka arkaya birkaç yangın daha yaşadı. Bunlardan birinde yangın öyle şiddetli oldu ki, 400 kilometre kablo yanarak kül oldu.

7 Aralik 1988 senesinde Ermenistan’ın Spitak şehrinde 7 şiddetinde 26 bin kişinin öldüğü büyük bir deprem yaşandı. Ermenistan’ın resmi kaynaklarına göre Nükleer Santral deprem nedeni ile çalışabilirliğini kaybetmedi. Fakat depremin merkezi olan Spitak şehrinin Metsamor’a uzaklığının sadece 100 km olduğunu ve meydana gelen depremin tarihin gördüğü en büyük depremlerden biri olduğunu düşünürsek, bu açıklamanın ne kadar gerçeği yansıtıp yansıtmadığını daha iyi anlayabiliriz. Nitekim 15 Ocak 1989 senesinde Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti’nin Bakanlar kurulunun aldığı kararla santralin çalışması durduruldu. Karar şöyleydi: “ Spitak’ta meydana gelen depremi ve Ermenistan’daki genel sismik durumu göz önünde bulundurarak 25 Şubat’ta Nükleer Enerji Santralinin birinci blokunun, 18 Martta da ikinci blokunun çalışmalarının süresiz durdurulmasını karar alıyoruz.” Durumun ciddiyetinin daha iyi anlaşılması açısından bu gerçeği de belirtmekte yarar görüyorum. Depremden sonra Metsamor santralinde çalışan personelin çoğu aileleriyle birlikte bölgeyi terk ettiler. Öyle ki, personel eksikliğinden dolayı dönemin Sovyet Minatom’u ( Sovyetlerdeki bütün Nükleer Santrallerin bağlı olduğu kurum ) bölgeye diğer nükleer santrallerden personel takviyesi yapmak zorunda kalmıştı.

Nükleer santralin işlevinin durdurulmasının ardından santralin birinci blokunun buhar jeneratörleri kısmında araştırmalar sebebi ile bir metre çapında iki kuyu açıldı. Bu işi yapanların teknik beceriksizliği sebebi ile birinci blok tamamen yararsız hale gelmiş oldu. Jeneratörlerin tamiri mümkün olmadı, yenisi ile değiştirilmesi ise çok pahalı olması dolayısı ile yapılamadı. Birinci blokun bütün malzeme ve ekipmanları parçalar halinde satıldı.

Kapatıldığı 1989 senesinden 1993 senesine kadar santralin tek sağlam bloku gibi görünen ikinci blokta hiçbir iyileştirilme yapılmadı ve bu blok da kaderine terk edildi. Azerbaycan’ın batı vilayetlerinin ( Karabağ ve çevresindeki iller ) Ermenistan tarafından işgali sonrası Ermenistan’a uyguladığı ekonomik ambargo Ermenistan’ın elektrik enerjisi kaynaklarından da yoksun olması ile birleşince 1993 senesinin 7 Nisan gününde Ermenistan hükumeti santralin ikinci blokunun açılması kararını aldı. Deprem, yangınlar, teknik yetersizlikler, personel yetersizliği ve arkaik teknolojiden dolayı kapanmış olan bu santral kapanmasına sebebiyet veren nedenlerden değil, ekonomik ihtiyaçtan ve politik tavırdan dolayı açılmış oldu.

Santralin ikinci blokunun açılması için alınan karar ancak 5 Kasım 1995 senesinde uygulanabildi. Böylece altı buçuk sene kapalı tutulan nükleer santral kapanma sebebi ortadan kalkmadan, sadece ucuz elektrik ihtiyacı yüzünden açılmış oldu.

Santralin oluşturabileceği çevre felaketini anlamak açısından, onun bulunduğu konumu da belirtmekte yarar var. Santralin kurulu olduğu alan dağlık bir alan olup, yüksek rakıma sahiptir. Dağın üstünde kurulmuş olan nükleer santralin olası bir kazada soğutulması için su kaynaklarına uzaklığı tehlikenin boyutlarını katlayarak artıracak bir etkendir. Metsamor nükleer santrali dışındaki diğer benzer santrallerin hepsi yerleşim yerlerine uzak ve su yataklarına yakın yerlerde kurulmuşlardır. Sadece bu ihmal bile santralin ivedilikle kapatılması için yeterli bir sebep niteliğindedir.

2007 senesindeki Euratom ve Ermenistan enerji bakanlığı arasındaki görüşmelerde Avrupa Birliği yetkilileri bu santralin tamamen kapatılmasını ve çevreye zarar vermeyecek şekilde izolasyonunu talep etmişlerdir. AB’nin getirdiği öneri bu işin görülmesi için gereken 200 milyon Euro hibe ve uzman desteğini de kapsamaktadır. Ne var ki, Ermenistan yönetimi bu çözüme bilhassa politik nedenlerden dolayı yanaşmamaktadır.

Günümüzde nükleer santrallerin siyaset aracı olarak kullanıldığı su götürmez bir gerçektir. Fakat söz konusu insan hayatı olunca, çıkar ve güç dengeleri bir tarafa bırakılmalı, ivedi adımlar atılmalıdır. Bu santralin kapanması için bugün bile geç kalınmıştır. Yüksek sismik alanda oluşa bilecek bir deprem, arkaik, hiçbir ülkede artık kullanılmayan teknoloji yüzünden ortaya çıkabilecek bir kaza bir anda binlerce insanımızın canına mal olabilir, ardından gelen nesilleri de hastalığa mahkum edebilir. Eğer Iğdır ve çevresinde yaşayan insanlarımızın canı bizi yönetenler için değerliyse, bu konu en kısa zamanda dünya kamuoyunun dikkatine sunulmalı, Türk dış politikasının öncelikleri arasına alınmalıdır. Metsamor nükleer santrali Ermenistan’ın aydınlatılması aracı olmaktan çıkmış, Iğdır ve çevresindeki illerin felaket habercisi olmuştur. İnsanlar ölmeden, bölgedeki hayvanların nesli tükenmeden, bölgede bulunan ender floramız yeryüzünden silinmeden yararı dokunabilecek bütün sivil toplum örgütlerini, dış politika üreticilerini göreve çağırıyorum. Yarın her şey için çok geç olabilir…

Okunma sayısı:  752

Bir Cevap Yazın