Büyük resmi görmek – Deniz Ülke Arıboğan

buyukresmigormek

Kitaba başlamadan önce bir kaç cümle yazar hakkında yazmama müsaade buyurun. Her şeyden önce Deniz Hanımla aramızda 1998-2002 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İktisat fakültesinden kalma öğretmen-öğrenci ilişkisi mevcuttur. Kendileri Uluslararası İlişkiler doktrinleri arasındaki “Realpolitik” kuramının Türkiye’deki ete kemiğe bürünmüş halidir. Daha öğrencilik zamanımda, etrafı Nevzat Yalçıntaş, Ufuk Uras, Murat Özyüksel,Mustafa Erkal, Toktamış Ateş gibi ideolojik yanı ağır basan değerli profösörlerle çevriliyken hiç ideolojik renk belli etmeden, her olayı real politika temelli değerlendirebilmesini takdir eder, bu dengeyi nasıl başardığını merak ederdim. Daha sonra bütün akademik çalışmalarını, gazete yazılarını, akil adamlık sürecini yakından takip ettim. Türkiye’de siyaset üzerine,dış politikalar üzerine mutlaka kulak kabartılması gereken insanlardan olduğunu düşünüyorum.

Hocamın yeni kitabı Yılmaz Özdil’in “İsim, Şehir, Hayvan” kitabı kadar olmasa da köşe yazılarının toplamı tadında. Yani ortalama okurun bilimsel terminolojiye boğulmadan kolaylıkla takip edebileceği bir kitap. Uluslararası ilişkilerin işleyiş biçimini, özellikle devlet ve devlet dışı aktörlerin yeni durumunu, mafya, sivil toplum kuruluşları, papalık, çok uluslu şirketler, sermaye grupları gibi yeni aktörlerin dünya siyasetindeki yeni konumlarını merak eden herkesin bir çırpıda okuyup anlayabileceği bir çalışma olmuş.

Kitaba yöneltilebilecek en büyük eleştiriyi yazar daha önsözde belirtiyor. Günümüzün çok hızlı değişen gündeminde, güncel analiz kitaplarının raf ömrü çok kısadır. Yorumlar, hızla son kullanma tarihini aşındıra biliyor. Örneğin devletin varlığının sorgulandığı bölüm yazılırken daha Putin Kırım’ı işgal etmemişti. Bence Putin’in geleneksel devlet modelini koruması 19.yy başlarında Metternick’in yeni dünya düzenini frenlemesi ile benzerlik göstermektedir. Aralarındaki fark Metternick’in milliyetçilik akımını, Putin’in ise özgürlükçü akımı baskılamasıdır.

İnsanoğlunun en büyük ülküsü olan özgürleşme isteği günümüzde, özellikle kişisel hak ve özgürlükler bağlamında, en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Kişisel özgürlüklerin sağlanması ise devletin küçülmesi, boşalan alanların bireylere bırakılması ile mümkündür. Deniz hocanın bu duruma yaklaşımı çok ilginçtir: “ Teorik bakımdan özgürleştirici ve bireyi ön plana çıkaran bu yaklaşım, pratikte yeni bir hegemonya alanının oluşmasına yol açtı. Küresel ekonomik aktörler yerel aktörlerin üzerinde büyük bir ekonomik ve siyasi baskı oluşturdu. Bireylerin ya da sivil unsurların palazlanması için boşaltılan alan sadece devletin değil, bireylerin de yaşam alanlarını daraltmaya başladı.”

ABD’nin Ortadoğu politikalarına nüfuz etme sırasındaki aceleci tavrı çok güzel örneklerle açıklanmış.” Sanayi toplumu ile başlayan bir uygarlık, avcı-toplayıcı toplumdan bu yana var olan bir başka uygarlığın genlerine nüfus edemiyor…Bir ormanın içine doğanlar,bir ağacın nasıl filizlendiğini, nasıl dallandığını farkedemiyorlar. Her şeyi hep orman zannediyorlar…”

Kitapta Kıbrıs ve Yunanistan politikaları konusunda çok haklı bir tespit yer almaktadır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs ekonomik krizlerle boğuşurken tarihinin en zayıf zamanını yaşıyor. Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulmak için masaya oturmanın tam zamanıdır. Eğer şimdi bu sorun çözülmez ise Türkiye bir daha bu elverişli fırsatı yakalayamayabilir.

Suriye konusunda ise Türkiye’nin politikalarına katılmıyorum. Suriye halkının etnik ve mezhepsel kimliği ve bu kimliğin Türkiye’deki karşılığı sebebi ile Türkiye Suriye olaylarında bekle ve gör politikası izlemeli, kesinlikle aktif rol üstlenmemeli idi. Suriye ile ortak sınırın uzunluğu ve ülkedeki Rus üslerinin varlığı bile Türkiyeyi “low profile” politika izlemeye itmeliydi. Kanımca, şimdi yapılması gereken uluslararası alanda yalnızlığa itilmeden şahin politikaları bırakıp daha yumuşak politikalar benimsenmelidir. Bu geçişi yapabilmek için dış işleri bakanı değişikliği işe yarayabilir.

Türkiye’nin Ortadoğu’daki varlığını tehdit eden en büyük tehlike Sünni-Şii çatışmasının çıkması ve kendisinin de bunun tarafı olarak savaşta yer almasıdır. Türklerin mezhep savaşlarından Ankara’nın Çubuk ormanı ve Çaldıran’da yeterli dersi almış olmaları lazım.

Kitabın en sonuna bırakılmış ermeni konusu hakkında da bir kaç kelam etmek istiyorum. Ermenistan politikaları değerlendirilirken hiçbir yerde Karabağ kelimesinin geçmemesini garipsedim, çünkü Ermenistan’ın Karabağı işgali Türkiye Ermenistan sınırının asıl kapanma nedenidir. Yine ermeni politikaları ile olan bölümlerde bir cümleye takıldım: “Türkiye AB ile ilişkileri bakımından Ermenistan’a açılmak, enerji menşeli stratejik ilişkiler nedeniyle de Azerbaycan’la kapıları kapamamak durumunda” Bu cümlenin apaçık iki tarafı vardır. Birinci tarafı Türkiye AB ilişkileri için Türkiye Ermenistan ilişkileri ön koşul olarak gösteriliyor. Oysa Deniz hocanın Türkiye AB ilişkileri için ön koşulların Kopenhag ve Maastricht kriterleri olduğunu unutmasına imkan yok. Rusya’nın uydu devletlerinden biri olan Ermenistan, ( burada diasporadan bahsedilmiyor ) Türkiye AB ilişkilerine etki edebilecek bir aktör değildir. Benim asıl kafama takılan, önermenin ikinci kısmı. Masaya Türkiye’nin Azerbaycan’la kapıları kapaması ihtimali konulmuş durumda. Türkiye Azerbaycan ilişkilerinin düzeyi bu kadar geriledi mi? Daha net bir soru ile ifade edersem, Türkiye’de Azerbaycan’la kapıları kapamayı düşünen birisi mi var? Bir sonraki sorum daha duygusaldır: Türkiye Azerbaycan ilişkileri sadece Azerbaycan’ın hidrokarbon rezervleri üzerine mi kuruludur?

Bence kitabın son kısımlarını okuyan bir çok Azerbaycanlı Deniz hocanın bu yaklaşımına hayli üzülmüştür.

Güncel siyaset ve uluslararası ilişkiler konuları ile ilgilenen her kesin mutlaka okuması gereken bir çalışma olmuş. Umarım Rusya’nın Kırım işgali ve sonrasında post Sovyet mekanında oluşan jeopolitik durumun analizi sonraki baskılarda kitaba eklenir. Bu kadar detaylı çalışma 3-4 kez eklemeler yapılarak tekrardan basılmayı fazlasıyla hak ediyor.

Okunma sayısı:  779

Bir Cevap Yazın